kraliyet sarayındaydım.
bir baloda...
kabarık eteğimin renkli ışıklarla dansı,
keman çalan kızın elindeki yaya yansıyan ışıklardan
daha fazla parıldıyordu.
bunun farkındayım...
kocaman avizelerin altındaki
kırmızı ışığın dansı
bana bakan gözleri canlandırıyordu...
bunun farkındaydım...
elli lira uzattım babama.
babam dediysem kral,
kral dediysem yaz günü hala iç donuyla gezer.
sattım elli liraya keman çalan kızın yayındaki ışıkları,
kimsenin ruhu duymadı.
kör bir nokta vardı salonda ışıklardan nasibini almayan,
kimsenin takip etmediği,
tam da orda yaptım hepsini..
bir ritüel başladı ardından.
kral kızını dansa kaldırdı.
kralın kızı dediysem kabarık elbisileri çıkınca
geceleyin ruhunu saklar.
kralın kollarında dansa kaldıracak prensi bekledim.
bir ritüel,
prens olacak soylu geldi, dansa kaldırdı beni.
tüm gece dans ettik..
düğün gecesi gelip çattığında
elli liralar savurdular başımdan aşağıya,
herkesin unuttuğu bir şey vardı :
elli liraları topladıkça başımdaki o gecenin ışıkları
ritüeli bozmuştum.
elli liraların hepsini her gece kral ve prensten kaçıp
kemancı kıza veriyordum.
ritüeli bozmuştum,
ellerim kemancı kızın kalçasında
öptükçe kemancıyı, güzelleşiyorum...
24. 05. 2006