Merhaba! Geceleri karşıma geçip oturan, her özlem duyduğumda o da aynı duygularla kavrulmuş gibi yanıma sokulan, kimi zaman ölümümü benimle izleyen, hala dostluğunu anlayamadığım yabancıya merhaba!...
Aslında çok mücadele ettim seninle. Çok savunmalara girdim. Zincirlerinden kurtulmayı çok istedim. Ama sen ‘sen ne istiyorsun ’ diye hiç sormadın. Aksine hep kendi düşüncelerinle yoğruldun . Sonra amansız, çaresiz ben’i oluşturdun. Ne yapacağını bilemeyen bir ben’i. Bazen sana kızmak, bazen de geveze suskunluğunu devam ettirmen için çaresizliğin bataklığında elimi tutmanı bekledim. Sana aitlenenler ise arkamı dönüp her baktığımda gizlice beni izleyen; bunu fark ettiğimi anladığın anda utanmanın anlamını bilmiyormuşçasına koşarak, kollarını açabildiğinin en iddialıcasına uygun açar olmandı. Sakın yanlış anlama. Ben seni her zaman beni toprağa gömmeyi hayal eden biri olarak görmedim. Bazen en yakın dostumdan da yakın olmaya çalıştığını biliyorum. Bunu kimi zaman başardında. Düşüncelerimi koluma takmana değil; o çaresiz, dilenecek durumlarda yanımda bulunmana kızıyorum. Git diyorum hiddetle. Başını çevirip, başka şeylerle ilgileniyorsun. Duymamışçasına, duymamazlıktan gelmişçesine. İşte o zaman bin defa küsüyorum, bin defa lanet ediyorum kendime. Ben bunlarla boğuşurken senin yine bir kılın bile kımıldamıyor. Dahası sana karşı güçsüzüm, silahım yok. Olsa bile bazen sana olan ihtiyacım işte bu, bu beni çaresiz kılıyor. Yine de benim için yapmak istediklerini anlamaya çalışıyorum. Belki bunları gözardı edip, kötümserlikle suçlamaya çalışabilirsin beni. Ama ne olur, ne olur anlamaya çalış. Ben beraberliğimizin bana kattıklarını da unutmadım ve asla unutmayacağım YALNIZLIĞIM…