"Bu berbat şehirde görüp görebileceğiniz en güzel şeyin terk edilmiş bir fabrikanın kara yıkıntısı olması saçma ya da gülünç mü? Değil! İnsana özgü bir yavaşlığı, sakarlığı hatırlatan tek şey bu yıkıntı çünkü. Şehirde otomobiller, yollar ve binalar, sonunda bütün sıcaklıkların evrenin ölgün sıcaklığıyla aynı olacağı bir geleceğe doğru son hızla gidiyor, uzanıyor, yükseliyor. Ama aralarında banka memuru sevgili dostum Tuğrul'un da bulunduğu sağlığına dikkat etmeyen, fazlasıyla hayalperest bazı insanlar var ki, onlar gece kurdukları saatin sabah çalışmamasını veya en iyisi geriye gitmesini gönülden dileyerek tatlı tatlı esniyorlar."
Edip Cansever, bir şiirinde, "insansız anı var mıdır?" diye sorar. Sonra da çoğu şiirinde yaptığı gibi cevap verir. Yoktur.
Yeşil kapaklı, incecik bir kitap: Baharda Yine Geliriz. Ama isimden önce kapak dikkatimi çekiyor. Kapakta kim olduğunu bilmediğimiz dört kişi var. Fotoğraf Murat Gültekingil'e ait. İnsansız anı olmadığına bir gönderme gibi, insanların olduğu bir kapak. Bu da birinin anısı belki. Üstelik kocaman çirkin görüntüsüyle bir fabrika, gri bir kış, Ankara'ya ait olduğunu tahmin ettiğim kirli gökyüzü. Buz tutmuş yollar, kirli kaldırımlar. Bir şehrin acısı neyse, anısı neyse o...
Arka kapağa bakıyorum hemen. Büyülü gezinti başlıyor işte. Bir kitapla dostluk kurmanın her şeyi... Kitaplar geçen zamanı saklarlar bizler için. Arka kapağın son satırı çeliveriyor gönlümü: "İnsan güzel bir kitap okuduğu yerden nasıl ayrılabilir."
Barış Bıçakçı'nın dingin, gösterişsiz, suskusundan güç alan öykülerinin son zamanlarda okuduğum en güzel öyküler arasında olduğunu söyleyebilirim. Ne anlattığı sanki önemli değilmiş, ama anlatım biçimi ve diliyle de sıradanmış gibi görünüyorsa size, okuma alışkanlıklarınızı adamakıllı gözden geçirmeniz gerekir. Düzanlamlı tümcelerin ardında ne olduğunu düşünürken buluyorsanız kendinizi, Barış Bıçakçı'nın öykülerini anlamaya başladığınızı düşünebilirsiniz. Bundan sonrakilerde elinize bu kez baştan çoğul anlamlarının peşine düşeceğiniz bir kitap alacaksınız. O kitapların dünyasına girmeden kendinizi bulduğunuz dünya, edebiyatın yalınkat yüzeyidir, kayıp düştüğünüz yer. Baharda Yine Geliriz, okumayanların okuması, okuyanların okutması gereken kitaplardan. Yoksa eksiklik duygularıyla yaşamayı öğreniyor ki insanlar, kabul edilmesi zor: Çünkü edebiyatın içinde yaşıyoruz, yalnızca sokakta değil.
Diyor Semih Gümüş, Barış Bıçakçı hakkında. Şu gürültülü zamanda, gevezelikten ve 'farfara'dan gına getirenlerin sığınacağı bir kuytu köşe, Barış Bıçakçı'nın anlatıları. Minimalizmin duru güzelliği var onun her kitabında.
Yazarken, sanat yaparken önemli olan şeyin kurgu, biçim, teknik olduğu bilinir. Doğrudur da. Ama nicedir unuttuğumuz başka bir şeyi kendine düstur edinmiş; üstelik bunun bilinçli bir tavır olmaması her şeyi daha da güzel kılıyor. Hayal ve hayat birbirine çok benzeyen iki kelime çünkü. Bize insan hikâyeleri anlatıyor Bıçakçı, hayatı anlatıyor. Oyunlara, yalan dolana girmeden, her türlü sürprizden, şaşırtmadan kaçınarak, insanları söylüyor. Ve ne kadar da belli hüznü tanıdığı, sevdiği nasıl da belli.
Barış Bıçakçı/ Baharda yine geliriz
İletişim yayınları/ 2006
Öykü
110 sayfa
7 ytl