1969 yılında, otuz iki yaşındayken intihar eden John Kennedy Toole'un bu romanı, ölümünden sonra annesinin ısrarlı çabalarıyla 1980 yılında yayınlandı ve 1981 yılında, Amerika'nın en büyük edebiyat ödülü olan "Pulitzer Ödülü" -ilk kez ölü bir yazarın yapıtına- "Alıklar Birliği"ne verildi. John Kennedy Toole, bu romanında yaşadığı çağdan hoşnut olmayan, çağa ayak direyen bir kahraman yaratmış. Romanın kahramanı "İgnatius", koca göbeği, gürültülü geğirtileri, yellenmeleri ve oburluğuyla bir "Gargantua"; herkese: Freud'a, eşcinsellere, eşcinsel olmayanlara, Protestanlara ve çağın her türlü aşırılığına karşı açtığı tek kişilik savaşla tam bir "Don Kişot". Tam anlamıyla komik bir kişi, ama komik olduğu kadar da zeki; kendisini komik bulanları daha komik bir duruma düşürecek kadar zeki. 60'larda yazılmış bu romanın kahramanı 80'leri, 90'ları görecek kadar ileri görüşlü. Annesinin bütün zorlamalarına karşın çalışmak istemeyen "İgnatius"un girişimcilik serüvenlerini okurken kahkahalarla gülecek, ama bu işin ahlaksal bir eleştirisine de tanık olacaksınız. (Arka Kapak)
Birilerinin hemen ilgisini çekeceğini bildiğim için söyleyelim, Alıklar Birliği, otuz iki yaşında kendi beynini uçurarak kısa yoldan dünyadan gitmeyi seçmiş yazarın tek kitabı. Haliyle yaşarken kitabının basıldığını göremediğinden 1981 yılında romanına Pulitzer verileceğini tahmin etmemiş olduğu da aşikâr. Edebilseydi beynini uçurmamayı tercih eder miydi, bilmiyorum. Ama Pulitzer jürisinin ödülü ilk kez hayatta olmayan bir yazara verirken ne yaptıklarını gayet iyi bildiklerini iddia edebilirim.
Çok kitap okuyorum. Bu dergide yazan herkesin yarı kinayeli biçimde söyleyebileceği bir söz bu, çünkü okuduğumuz kitaplar arttıkça okuduğumuz konular ve karakterler azalıyor. Beş arketip karakter, bilemedin on tane konu evrilip çevrilip ve hiçbir etik ya da estetik değerleri olmaksızın karşımıza çıkıp duruyorlar. Beşinci sayfadan itibaren yazarın ne söyleyeceğini, onuncu sayfadan itibaren romanın nasıl biteceğini biliyoruz. Bu vakte kadar da lezzetli yazarları ve kitapları çoğunlukla tüketmiş olduğumuzdan geriye sadece o yorucu döngü ve gittikçe tükenen 'bu sefer beni sarsacak bir kitap çıkacak' umudu kalıyor. Yine bu kadar zamanda öğrendiğim bir şey, o umut önemli. Çünkü kör ukalalıkla zekânın arasındaki çizgiyi çeken alçakgönüllülük ki bu özelliğin geri kalan pek çok nitelikten daha değerli olduğuna inanıyorum -orada başlıyor. Çünkü gerçekten de hâlâ keşfedilecek kitaplar var.
Bir kitabın ilk paragrafı çoğunlukla o kitabı okumaktan nefret etmeniz için yeterlidir. Roman çok kötüyse atlayarak ya da tarayarak gider ve işinizi kısa sürede bitirirsiniz; roman az kötüyse her hangi bir sürprizle karşılaşmamak için onu okumanız gerekir. Bu seferse, daha girişteki notlardan itibaren Alıklar Birliği'nin iyi olduğunu biliyordum ama ne kadar iyi olduğu konusunda hiçbir fikrim olmadığını ancak ortalara gelince fark ettim.
Alıklar Birliği'nin merkezinde sığ su filozofu, fil ebatlarındaki toplum düşmanı İgnatius Reilly yer alıyor. New Orleans'ta annesiyle yaşayan ve sorun üretmek için elinden gelen hiçbir çabayı esirgemeyen aslında doğasında sorun yaratmak olduğundan çoğunlukla herhangi bir çaba harcamasına dahi gerek kalmayan İgnatius bir bakışta sinir olabileceğiniz bir karakter. Son günlerde kim popülerse o türden bir aktöre benzetebileceğiniz, herkesin aklını başından alacak bu sinir bozucu ukalalığın bütün iyi, 'havalı' etkileri İgnatius'un fiziksel tasviriyle daha ilk sayfadan yok ediliyor. Yazar, onu sevmenizi istemiyor, annesiyle ilişkisinden, iş arama/hiçbir işte tutunama maceralarına ve ukala düşüncelerine şahitlik ettirme yoluyla sizi uyandırmak istiyor.
Keoruac'ı Kerouac yapan bütün özelliklerin ondan alınarak yola fırlatıldığını düşünün, bütün Yolda romanını hoşnutsuzluğunu ifade etmek dışında hiçbir eylem gerçekleştir(e)meyen bir şişkonun ağzından dinlediğinizi ama bir şekilde olay akışının aynı kaldığını. İşte absürdün ve Alıklar Birliği'nin güzelliği. Ve hatta belki yer Beckett'in bunaklarını okumak gibi. Her harekette, her sözde, her sayfada, Antalya'da saçlarını jöleleyerek Bard Pitt edalarıyla turist kadınlara asılan yirmili yaşlardaki gençlerin oluşturduğu sahnenin iğretiliği var.
Ve Myrna... Onu anlatmak için Ignatius'a yazdığı mektuptan bir pasaj geçeceğim ama okurken yukarıdaki Ignatius tasvirini unutmamanızı diliyorum: "Kültürlü bir insan ve bir düşünce adamı olarak toplumsal eylemlere katılmadığın için bilinçaltında kendini suçluyor, her yanılgına bir özür bulmak zorunda kalıyorsun. Öte yandan cinsel bir deneyimin sana çok yararı olabilirdi. (...) Seninki gibi hastanelik durumlar konusundaki bilgime dayanarak sonunda Elisabeth Browning gibi ruhsal dengesi bozuk biri olup çıkmandan korkuyorum." Fazla uzatmadan yazıyı bitiriyorum: Bu romanı okumamış olmak, entelektüel bir suç kabul edilmeli.
Alıklar Birliği- John Kennedy Toole
Çeviren: Püren Özgören
Merkez Kitaplar/ 2007
386 sayfa
12/10/2007 Radikal Gazetesi Kitap Eki'nde yer alan Zeynep Elif'e ait yazıdır.