ŞiirÖyküDenemeÖzgür MetinKitapMüzikBilge
Arama

Okur- sanız & Yazar- sanız | Bohem Mekan; Öykü - Kızlık zarı...

Kızlık zarı 3

zehra henüz onaltı yaşlarında bir kız çocuğudur.oyuncak bilmez tanımaz, çamurdan yaptığı tencereleri, ablasının diktiği bez bebekleri dışında. ha bir de annesinin onun için doğurduğu kardeşleri...

kendisi henüz kardeş sayılmamaktadır ailenin erkek fertlerince. "zamanla kanıksanacağını ve değer kazanacağını düşünür" yalanını söylemeyeceğim. zira zehra düşünmemiş, düşündürülmemiştir. bilir ki yerine düşünenler hep olagelmiştir, bundan gayrisinde de yitmeyeceklerdir. onaltı yaşına bakmayın, bir evi çekip çevirecek becerilerin hepsini kazanmıştır, annesi henüz dokuz yaşında iken; gergef işlemeyi, yemek pişirmeyi, bebek belemeyi belletmiştir.

okul mu? elbet gitmiştir amma ve lakin, ikinci sınıftan fazlası onun için gereksizdir. ilerde asker oğluna mektup yazası, yazılanı okuyası okuma yazması vardır artık ve ötesinin luzumu yoktur. ilkokul iki terktir ama terkettiği yalnız sıraları ve kara tahtası değildir, sorma heyacınını da öğretmenine emanet etmiştir, belki verilesi biri bulunur ümidi ile ve veda etmiştir sıra arkadaşı ali 'ye...

sıra arkadaşlığı ile kalmıştır ali ve diğer oğlan çocukları ile ilgisi ilişkisi. ne zaman içinde kıpırdanan bir ılıklık hissetse, eline bir bez alıp temizlemeye soyunmuştur, pencerenin üzerinde ki kuş pisliklerini.

kuşları sevmez pisliyorlar diye, fakat hayrandır hem kanatlarına hem gök yüzünde salınışlarına, bir de içini saranlardan kurtardıkları için minnet duyar gizliden kuşlara. ara sıra dalar gider onlara.

dalgınlığı hayranlığından, minnettarlığından olsa bunca acıtır mı hiç? içini kemiren bir hastalığın dişi olmasını umursamaz elbet ve de bilmez. umar sadece bir an evvel kendisini terketmesini.

hep güzel bilir terketmeyi, terkedilmeyi bunun için, hiç terkedilmemiştir bir sevgili tarafından, terketmemiştir bir sevgiliyi.

sımsıkı bağlanır yaşamaya, henüz kendi doğuracağı çocuklara bez belek sarma hayalleri vardır zira, kendi evinin bahçesine soğan dikmemiş, kendi penceresinden kuşları kırgın bir sima ile seyreylememiştir. bunun için kızgındır bedenine sarınan hastalığa. yine de demez kimselere, acı acı inler yalnız akşam olunca.

solgunluğunu farkeder ailenin en büyük erkek ferdi. şehre götürür. dermanı hacıda hocada değildir ya, elbet bir doktor görmelidir.

doktorun gözleri yetmez illetin inceliklerini anlamaya.
şimdi yollara düşmelidir ve varmalıdır en uzaklara. binerler bir otobüse abileri, babası ve bir de zehra.

zehra' yı arka koltuklarda bir hanım teyzeye emanet ederek kurulur baba ve abiler öndeki koltuklara.
yolculuk bu, bilmediğin tanımadığın insanların tanık olursun en mahrem hallerine. evini bile görmediğin adamların girersin yatak odalarına. bilemezsin uyku hali neler getirir insan başına. 

bildiği bir şey gelir zehra'nın aklına; yatağı rahattır hiç benzemiyordur bu koltuğa. her ihtiyacını görürsün evinde de, bu otobüs nasıl bir şeydir, durmaz mı hiç bir derdin var mı diye? devinir durur zehra, kımıl kımıl oynar koltuğunda, teyze hanımdır ya dayanamaz bu eziyete, çağırır muavini, anlatır zehranın derdini.

dert bir zahra'nın değildir, . herkes kendininkini en büyük zanneder de herkese eşit gelir.mola verirler kısa zaman sonra. inerler bir bir ve giderirler ihtiyaçlarını. zehra korkuludur, abileri ve babası hala uykuludur.

kalkış vaktinden önce biner otobüse. en boş olan kolltuğa geçer kıvrılır, uykuya gerinir.
gidilir ha gidilir.
bir zaman sonra evinin erlerinin yokluğu dehşetine kapılır.
bindiği yanlış otobüstür vay anam. kimbilir ne çok aramışlardır da bulamamışlardır kızlarını, ya şimdi bulurlar da zehra'nın kaçtığına yorarlarsa, vay haline. sesini çıkarmaz. bağrısa sesi duyulmaz.

çıkar acısı elbet bu bilmemişliğin.

gözüne yabancıdır geldiği şehir, dolanır habire.
evine dönse -dönemez ki- öldürürler kaçtı diye, öyle filmler de olur sanmayın ha. zehra cahildir belki ama duymuşluğu gözlemişliği vardır bilip tanıdıklarında.
bu şehre sığınsa -kalamaz ki- ne yer ne içer. hastadır da.
geceyi bir evin en gizli bahçesinde geçirir. sabah vakti yine yola koyulur. ekmek yiyeceği yer, derdini anlatacağı ser arar durur. günler geçer de nasıl geçer, nasıl yakar bilinmez.

yakan yalnız ateş midir? cahilliğin ettiğini hangi yangın edebilir. genel bir ev bulur. çalışmak ister ya, kızlığını kaplayan zardan nasıl kurtulur?
kabul etmezler.
yaşının on altısındadır, zarının yırtılmamışlığında.

kendi parmağı ile abanır, bozar masumiyetini, kızlığını kanatır. o gündür bu güne gebe.
bir hayli yaşlanmıştır, göğüsleri sarkmıştır. kendi elleri ile kızlık zarını yırtan fahişe, bu gün ucube diye damgalanmıştır. hastalığı mı? bilmem. kim bilir belki de, daha büyük acılar, hastalığı utandırmıştır.

Yorumlar

izlediğim filmlerden değişik kareler geçiyor gözümün önünden...
önce yılmaz güneyin sürüsü, sonra siyah beyaz bir otobüs yolculuğu ve sonra... sonrası malum türk filminin bahtsızlığı... bu kadar da olmaz, hadi canım sen de dedirte dedirte bu tarz olayları sıkça yaşatan bir memleket manzarası... öykünün kurulumu güzel, rahatsızlık vermeyen geçişlerle örülmüş öykü. ancak kızın duyguları ve fikirlerinin biraz daha yoğun bir resmi yapılsaymış daha iyi olurmuş gibi geliyor. bir de kızlık zarı gibi bir konuya karşı duruşun tarzı biraz zorlanabilirdi diye düşünüyorum.
saygıyla ve hoşgeldin dileklerimle...
aylak adam - 16.02.2008-10:07:31

Kayıp Karga | İletişim | rss takibi

Bohem Mekan 2007-2008 © Tüm Hakları Saklıdır
Programlama : Yaman Tasarım Ve Programlama
Tema dizayn   :