ŞiirÖyküDenemeÖzgür MetinKitapMüzikBilge
Arama

Okur- sanız & Yazar- sanız | Bohem Mekan; Kitap - Ergun Aydınoğlu/ Türkiye Solu- 1960-1980...

Ergun Aydınoğlu/ Türkiye Solu- 1960-1980 0

Türkiye'de sol denilince farklı görüşlerden insanların aklına neler geliyor? Yeni kuşaklar soldan ve solculuktan ne anlıyorlar? Verilebilecek cevapların hepsinin halen yaşamakta olduğumuz, bitmemiş bir dönemin ağır tahribatının bilinçleri çarpıtıcı etkisini taşıdığını söylemek pek zor olmaz. 12 Eylül 1980'den bu yana, toplumun geniş çoğunluğu tarafından sol, siyasal hayatın dışında kalmış, etkisiz, marjinal bir akım olarak algılanır. Aileler çocuklarının solcu olmasını genelde istemezken, toplumun genelinde de sola iyi gözle bakılmaz. Solculuğu görüş edinenler birçok liberal tarafından boş işlerle uğraşan kişiler olarak gösterilir. Kimi zaman etkili bir sol muhalefetin yokluğunu fırsat bilen bir pervasızlıkla bazıları da solcuları, toplumun yararına dişe dokunur işler yapmaya ve üretkenliğe karşı çıkan, kuru muhalefet yapan kişiler gibi göstermeye çalışır. Emniyet, ordu ve eğitim kurumları için sol her ne kadar tehlike sıralamasında arkalara düşmüş olsa da hâlâ baş düşmanlar arasındadır. Buna rağmen ve bu nedenle, solun pek çok içsel sorunu arasında birçok solcunun da kabul edebileceği gibi muhtemelen en önemlisi, siyasal hareketler ve akımlar yelpazesi içinde yeniden cazip, meşru ve saygın bir varlık kazanması sorunu olsa gerek.

Sol tarih yazımı

Sol görüşler yelpazesi içinde yer alan birçok kadın ve erkek açısından, hem kendi bireysel sol duruşlarını hem de siyasal hedeflerini ifade etmek hâlâ hiç kolay bir mesele değildir. Solun geçmişi konusunda kulaktan dolma bilgilere sahip genç kuşaklar için '80 öncesinde' milyonları etkilediği bilinen bir hareketin bugünkü etkisiz durumunu kavramak hiç kolay değil. Bu durumun nedenlerini anlamaya çalışmak, kendi siyasal hedeflerini önermek ve gerçekleştirmek için yola çıkan her sol siyasi akım için acil bir görev olmalı. Anlama çabası ise yakın tarihe geri dönmeyi gerektiriyor: Soldaki irili ufaklı grupların ideolojik önyargılardan, sol mitlerden, kahramanlık hikâyelerinden ve tevatürlerle örülü popüler sol kültürün gerçekleri görmeyi engelleyici dünyasından uzaklaşmayı ve kendi geldiği yere eleştirel bakabilmeyi talep ediyor. Tabii ki siyasetten bağımsız bir 'nesnel' bakış değil, soldan bakan ve kendisini sol eleştirellikten geçiren bir nesnellik.

Bugüne kadar bu tür kitaplara çok az rastladık. Genellikle geçmiş sola dair fikir dünyamızı örenler, sol tarihte yer alan öncü kişiliklere dair büyük ölçüde duygusallıklarla örülü, okuyanların sisteme karşı siyasal öfkelerini bileyen 'biyografi' nitelikli çalışmalar, sol örgütlerin ve partilerin toplu davalarında verdikleri savunma metinleri, belirli bir örgüte veya partiye yönelik sınırlı sayıdaki bazı incelemeler, mücadele içinde geçen hayatların anlatıldığı anı kitapları, geçmişin soluna dair zihnimizde kısmi imgeler oluşturan az sayıdaki roman vb. Mete Tunçay'ın Tükiye'de Sol Akımlar'ı gibi, belirli bir dönemi bilimsel tarihyazımı çerçevesinde ele alan bir öncü çalışmanın dışında solun tarihinin belirli dönemlerini ele alan pek fazla araştırma yok. Her ne kadar devletin ağır darbeleriyle kesintilere uğrasa da solun geçmişini, bir 'sol tarih yazımı' ile tekrar kurmak ve geçmişi bugüne bağlayan ilişkileri açığa çıkartmak, solun halen içinde yer aldığı durumu anlamak açısından elzem. Oysa bugüne kadar akademik ilgiye mazhar olamamış bir alandır bu.

Solun kaderi 60'larda belli oldu

Ergun Aydınoğlu'nun Türkiye Solu 1960-1980 isimli kitabı tıpkı Tunçay'ınki gibi bir öncü çalışma olarak görülmeli. Halen bir üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmalarını sürdüren Aydınoğlu, kitabında incelediği dönemi aktif siyasal bir figür olarak doğrudan yaşamış deneyimli bir Marksist ile akademisyen titizliğini birleştiren güçlü bir eleştirel bakış açısına sahip.

Yazarın çalışmayı zaman olarak sınırlamasının nedeni solun kitlesel ve toplumu etkileyebilen bir akım haline gelmeye başladığı ve bu etkinin ortadan kalktığı iki tarih arasındaki sol akımları ele almaya koyulmuş olması. Çalışmanın sol kavramı açısından koyduğu sınırlama ise 'radikal sol' olarak da adlandırılan, işçi hareketleriyle birleşerek toplumu dönüştürmeyi hedefleyen devrimci, sosyalist ya da komünist akımlara yoğunlaşmak istemesi. Çünkü yazarın ayırt edici tezi, solun bugüne kadarki kaderinin 1960'larda belirlendiği.

Öğrenci ve işçi hareketi

Çalışmanın başlangıcında 27 Mayıs 1960 askeri darbesine kadarki dönemde sık sık tevkifatlara uğrayarak dağılan, Sovyetler Birliği'nin resmi sosyalizminin yörüngesindeki Türkiye solunun en eski partisi olan TKP üzerine bir özet ortaya koyuluyor. Darbenin niteliği ve darbeci subayların niyetlerinden bağımsız olarak ortaya çıkan nispı özgürlüklerin siyasal ortamdaki etkisi ele alındıktan sonra dönemin eski soldan gelen figürlerinin darbeye yaklaşımları, uluslararası sol ile karşılaştırmalı olarak inceleniyor. Türkiye solunda etkili bir pozisyonu olan Yön dergisi çevresinin tezleri analiz ediliyor. Solun tarihinde belirleyici yeri olan Türkiye İşçi Partisi ile sendikalar, işçi hareketleri, aydınlar ve öğrenciler aralarındaki ilişkiler ele alınıyor ve Yön dergisiyle ilişkisi çözümleniyor. Dönemin özellikle Milli Demokratik Devrim tezi etrafındaki tartışmalarına ayrıntılarıyla yer veriliyor. Hikmet Kıvılcımlı, Mihri Belli, Mehmet Ali Aybar, Sadun Aren, Behice Boran gibi çok etkili figürlerin de incelendiği kitap, MDD tartışmalarının ve dünya sosyalizminde yaşanan gelişmelerin ardından 1968 işçi ve öğrenci hareketlerinin yükselişine ve Dev-Genç'e doğru ilerliyor. Yazar bu geçişler esnasında yaşanan kopuşlardan ziyade nelerin süreklilik gösterdiği üzerine odaklanarak radikal solun bugüne kadarki ezberini bozacak köktenci bir müdahalede bulunuyor. Radikal solun TİP gibi yapılardan kopup daha da radikalleşmesi ve silahlı mücadeleye yönelmesi sırasında geçmiş dönemden neleri devraldığını gözler önüne seriyor. Dev-Genç örgütünün geçirdiği dönüşümler ve ardından gelişen silahlı mücadele dönemi, Maoculuğun, Stalinciliğin, TKP çizgisinin, bir akım olarak Kıvılcımcılığın etkileri ve sorunları, 12 Mart askeri darbesi, 1974 sonrasında solun tekrar canlanış süreci, örgüt çeşitliliği ve kitlesel hareketin parçalanmışlığı gibi birçok konu, birbirine bağlı bir örüntü olarak nedensellik ilişkileri içinde analiz edilirken solun bugün içinde bulunduğu durumun kökenlerini kavramamızı sağlıyor. Kendi iç tıkanıklıkları nedeniyle toplumsal muhalefete, işçi hareketlerine ve ülkenin siyasal yaşamına müdahale etme yetisinden yoksunlaşmış olan sol hareketin 12 Eylül 1980 Askeri darbesiyle yok edilişi ve toplumsal hareketin ezilmesi noktasında kitap ele aldığı dönemi kapatıyor.

Yazarın çalışmada titizlik gösterdiği bir konu da siyasal tartışmaları kuru bir siyaset içi polemik çerçevesinde sürdürmenin mantığını çürütecek şekilde bu tartışmalara, eğilimlere ve ortaya çıkan siyasi gruplaşmalara yol açan iç ve dış siyasal olaylar ve hareketlerin insan bileşimlerinin sosyolojik zemini içinde değerlendirmeye yönelmesi. Böylelikle kitap, solun bugünkü varlık sorununu alışılageldik şekilde askeri darbelerin kesintiye uğratmasına ve devlet baskısına dayanarak açıklamaya çalışmak yerine, 68' civarında kemikleşmeye başlayan ve 80'ler ortasından başlayarak 70'ler solunun silik bir kopyası olarak bu sorunları yeniden üretmesine bağlayan bir tezi açımlıyor. Aydınoğlu'nun kitabı radikal solu sosyal bir zeminden kopuk, kendi içlerinde kavgalı siyasal sektler halindeki bir kaçınılmazlık olarak kavrayan kaderci bakışın ötesine geçmek ve halen devam eden açmazların ve olumsuz siyasal kültür mirasının yükünü atmak isteyenlerin bu tarih dönemine eleştirel bir bakışla geliştirmelerine olanak sağlıyor.

Ergun Aydınoğlu/  Türkiye Solu- 1960-1980
Versus Kitap/ 2007
416 sayfa

13/07/2007 tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde yer alan Kürşad Kızıltuğ’a ait yazıdan alıntıdır.


Kayıp Karga | İletişim | rss takibi

Bohem Mekan 2007-2008 © Tüm Hakları Saklıdır
Programlama : Yaman Tasarım Ve Programlama
Tema dizayn   :