Aradan geçen altı (altı yılmış, evet. dört değilmiş.) yıldan sonra geçen hafta Ece Ayhan'ın tüm şiirlerini yine aldım ellerim ve dilim arasına. Oldukça zor şiirler hazmı öyle kolay değil, kalıyor bir yerinizde. Mutlaka geniş zamanlara ihtiyaç duyan şiirler. Herkes gibi ben de bir kez daha okurken şaşırıyorum; çünkü bu şiirlerin elli yıl önce yazıldığına inanmak istemiyor insan. Bu ince duyarlılık, kelime seçimindeki özen, sağlam kurgu, dizeler arasında sızan tarihin kokusu, zamirlerin, öznelerin, edatların, zarfların, sıfatların, devrik cümlelerin sıradışı kullanımları... Bu noktada "Gökyüzünde bir cenaze töreni" yapmak kadar zordur okuyucunun işi.
Bu noktada Edip Cansever'den bir alıntı yapmak istiyorum:
"Ece Ayhan şiirinin kilit noktası dildir. Bu dil engelini aşmadan, satırların plastik oluşumunu değerlendirmeden, şairin özel terminolojisini kavrayıp ona bilincimizde bir dirim kazandırmadan hiçbir sonuca varamayız. Ne var ki kaypak bir bilimdir sanki Ece Ayhan'ın şiiri: kullandığı kelimeler kimi zaman da bunun tersine, kelimenin yüklemi bir santim ötedeki hayatla bağdaşamaz. Bu değişken durum bizi şöyle bir yargıya götürebilir: "Ecegiller"in şiirini anlamak için başvuracağımız sözlük onun başka şiirleridir. Diyebilirim ki iyi eğitilmiş bir zeka, bu yöntemi uygulayarak, algı sınıra gelip dayandığı o pırıltılı zaman parçası içinde eline bir anahtar geçirir. Böylece ilk hareket başlar: harflerin, kelimelerin, sözdizimlerinin hareketiyle sorguya çekilen bir hareket. İşte bu dil-anlam diyalektiğini sezemedik mi, adeta bir pina gibi kapanır Ece'nin şiiri; aldatıcı rengi dışarıda, büyüleyici parlaklığı içeride..."
Edip Cansever; Ece Ayhan'ın bir şiirini anlamak için bir diğer şiirini referans gösterse de Erdal Erenel'in hazırladığı sözlük oldukça faydalıdır. Hem anlamlandırma kaygısından uzak benim gibiler... Gerisini Erdal Erenel'de cevaplamış. Bakın! Aşağıda...
Ece Ayhan Sözlüğü / Ender Erenel
Ece Ayhan, Kınar Hanımın Denizleri ve Bakışsız Bir Kedi Kara'dan sonra Yeni Dergi'de yayımladığı şiirlerini Ortodoksluklar (1) adı altında topladı. Üç şiir kitabı çıkarmasına karşın Ece Ayhan hem okurlardan, hem de eleştirmenlerden gereken ilgiyi görmedi. Bunun nedenlerini, anlaşılması güç, değişik bir şiir yazmasında, daha doğrusu, anlaşılmak istememesinde, eleştirmenlerin ise oldukça yükseklerde gezen ozanı biraz aşağılara indirmek için, çok zor, üstelik kolayca yanılgılara düşülebilecek bir çalışmadan kaçınmalarında arayabiliriz.
Şimdiye değin Ece Ayhan üstüne yazılan yazılarda daha çok onun şiir anlayışından söz edildi, okura bu yönden ipuçları verildi. Ama zaten karmaşık, ağır bir konu üstüne olan bu yazılar çoğunlukla ele aldıkları konudan da ağır oldukları için, genellikle şiir bilgisi pek fazla olmayan okurlara göre Ece Ayhan'ı büründüğü örtülerden çıkaracak, hattâ bunları aralayacak nitelikte olmadılar.
Ece Ayhan'ı tamamen ortalığa çıkaracak, açıklayacak bir inceleme yapılabilir mi, bilmiyorum. Yalnız, hemen hemen bütün şiirlerinde rastlanan anlamlarını bilmediğimiz, bu bakımdan kimisini bir uyum, bir gizlilik, bir kendine özgülük sağlamak için kendisinin uydurduğunu sandığımız sözcüklerin anlamlarını verip, bunların uydurma olmadığını, çoğu zaman şiirlerin açıklanmasına yardım ettiklerini göstermekle onu anlamak yolunda bir parça daha ileri gidebiliriz.
Ece Ayhan'ın şiirine 'hiçbir zaman özenle seçilmiş birtakım tuhaf, ilginç sözcükler, imgeler, görüntüler dizisi gözüyle bakmak doğru değil. «Çocukların yırları bir yana, hiçbir yır başıboş değildir. Tutumuna, ne yapmak istediğine gelince: ikinci cephe'yi açmak, us dışında da bir anlam olduğunu savunmak, yır kuralları konusunda anarşist davranmak, anlamsızlığın anlamına doğru gitmek, bu gerçeklikleri dil kurallarıyla sınırlayamadığı için dili aşmak, yeni özün sonucu olan yeni biçimi, yeni biçimin de zorunlu sonucu olan yeni özü getirmek diye özetleyebilirim,» (2) diyor Ece Ayhan İkinci Yeni ve kendi şiir anlayışıyla ilgili bir soruya cevap verirken - daha şiir serüveninin başında.
Gizli bir bağ var görüntüleri arasında; hepsi bir bütüne bağlı, tek bir düşünceye, tek bir duyguya yönelik. Bu görüntüleri çizmek, sıralamak için, örneğin, şiirinin Bakışsız Bir Kedi Kara ile Ortodoksluklar'da bir düzyazı biçimini alan serbest düzenini, kendine özgü cümle kuruluşları, tamlamaları, sözcükleri gibi özel yöntemler izliyor. Anlaşılması, görülmesi güç bu görüntüleri çözümlemek bakımından sözcükleri incelemek yararlı olur kanısındayız. Hiç değilse sözcüklerin kurduğu göz korkutan engeli aşarak herkes kendi şiir duyarlığına göre Ece Ayhan'la karşı karşıya kalabilir.
Yazımızı «sözlük» ve «açıklamalar» olmak üzere iki bölüme ayırdık. «Sözlük» bölümünde kullanılma, rastlanma oranlarına bakarak «bilinmediklerini» kabul ettiğimiz sözcükleri kitaplarda (Kınar Hanımın Denizleri, Bakışsız Bir Kedi Kara, Ortodoksluklar) geçiş sıralarına göre topladık. «Açıklamalar» bölümünde ise Ece Ayhan üstüne yapılacak başka incelemelere yardımcı olacağını umduğumuz sözlüğün nasıl değerlendirilebileceğini çeşitli açılardan göstermeye çalıştık.
I. SÖZLÜK
Kınar Hanımın Denizleri
Digan: (argoda) ben.
Pera: Beyoğlu.
Cezayir menekşesi: Zakkumgillerden, rutubetli yerlerde yetişen, parlak, mavi renkli bir çiçek.
Dikran Çuhacıyan: Türk melodilerini Avrupa tekniğiyle besteleyerek bizde ilk kez yerli operetler yazan değerli bir Ermeni sanatçı. «Leblebici Horhor Ağa», «Arif», «Köse Kâhya» gibi operetleriyle ün yapmıştır. (Bunlardan «Leblebici Horhor Ağa» ile «Köse Kâhya» dan da söz edilmektedir şiirlerde.)
Neyyire Hanım, Neyyire Neyyir: (1903-1942). Tanınmış, değerli sahne sanatçılarımızdandır. Uzun yıllar Darülbedayi'de çalışmıştır. Muhsin Ertuğrul ile evliydi.
Saffet Nezihi Şener: Ece Ayhan'ın Siyasal Bilgiler'de okuduğu yıllarda Tıp Fakültesinde okuyan bir genç. O zamanlar şiirler yayımlamış birkaç dergide. (Açıklamalar bölümünde bir şiirini tam olarak verdik.) Çok genç yaşta ölmüş.
Zanzalak ağacı: 1. Bir ağaç türü. 2. Saffet Nezihi Şener'in bir şiirinin adı.
Zincifre: Eskiden deri hastalıklarında kullanılan doğal, kırmızı civa sülfürü.
Tuba: Romalılardan kalma bakırdan yapılmış bir nefesli saz.
Teodor Kasap: (1835-1905) Abdülaziz ve II. Abdülhamit devirlerinin tanınmış gazetecilerinden. Kayserilidir. «Diyojen» adlı mizah gazetesini çıkarırdı.
Perhiz: Hıristiyanlarda oruç.
Art Tatum: Amerikalı caz bestecisi ve piyanist. Kör ve zenci.
Serkldoryan: Bir burjuva kulübü. Bu kulübün adıyla çıkarılan sigaralar.
Okarina: Güney Amerika'da topraktan yapılan nefesli bir çalgı.
Kel Hasan: Tanınmış bir tiyatro oyuncusu. Süpürgesi ve tenekesiyle sahneye çıkarmış.
Kula: Al ile kır arasında bir at rengi.
Deniz Kızı Eftalya: Zamanında çok ünlü, çok güzel bir şarkıcı kadın.
Kantocu Peruz: Zamanında çok ün yapmış bir kantocu. Radyoda da söylermiş. Çok şişman olduğundan tahtırevanla taşınırmış.
Atonal: Yeni bir bestecilik çığırına göre ton ve makam temeline bağlı kalmadan yapılan beste. (Ece Ayhan şiir yayımlamaya yeni başladığı yıllarda şiirlerini atonal müzikle karşılaştıran incelemeler yapılmıştır.)
Leon Blum: (1872-1950). Fransız yazar, siyaset adamı. 1936'da front populaire'i kurarak birçok partileri birleştirdi, başbakan oldu. (Şiirde 1936 yılından da söz edilmektedir.)
Kanlı Nigâr: Çok güzel bir kadınmış. Güzelliğiyle bütün İstanbul'da ün yapmış. Gençlere düşkünmüş. Seviştikten sonra öldürtürmüş sevgililerini.
Goygoycu: Dilenci. Cumhuriyet'in ilânından önce muharrem ayının ilk haftasında aşure yapmak vesilesiyle sırtlarında torbalarla bir makam tutturarak mahalle aralarında buğday, nohut, şeker, pirinç, vb. toplamak üzere dolaşan, çoğu kör, topal olmakla birlikte aralarında gözü açık olanlar da bulunan dilencilere denirmiş. İlâhiye benzeyen ve kendilerine özgü bir makamla bir tekerleme söylerlermiş. İçlerinden gür sesli biri, «Gökte melek, yerde her can ağlar,» dedikten sonra hepsi bir ağızdan «Hoy goygoy canım» diye makamı tamamlamak âdetinde oldukları için bunlara halk arasında «goygoycular» denirmiş.
Hoffmann, E.T.A.: (1776-1882). Alman edebiyatçısı. Çok realist bir dille garip öyküler yazmıştır. İnsanları, özellikle kentlerde yaşayanları büyük bir dikkatle incelemiştir. Müzikle de uğraşmış, bu konuda birçok yazılar yayımlamıştır.
Bakışsız Bir Kedi Kara
İlenç: Beddua, lanet.
Boliçe: Yahudi kadını.
Esrik:'Sarhoş, mest.
Albastı: Lohusa hastalığı.
Yalvaç: Kitap getiren peygamber, resul.
Remil: Bir fal türü, özellikle kum falı.
Mısrâyim: Eski İbrani metinlerinde Mısır'ın adı.
Zakkum: Çok güzel çiçekleri olan zehirli bir bitki.
İpeka: Güney Amerika'da yetişen kusturucu bir bitki.
Epitafio: (İspanyolca) Mezar taşına, ölen için yazılan yazı.
Ağınmak: Yere yatıp debelenmek. (Hayvanlar için kullanılır).
Kösnü: Erkek ve dişinin birbirlerine karşı duydukları istek; şehvet.
Hamsin: Kuzey Afrika'da esen sıcak güney rüzgârı.
Canfes: Parlak, ince, çoğu zaman iki renkli gibi görünen ipek kumaş.
Malta humması: Akdeniz kıyılarında görülen, keçi sütüyle insana geçen ateşli bir hastalık.
Dimi: Verevine, sık dokunmuş, pamuklu bir bez. Döşeme yüzü ve perdeler için kullanılırdı.
Simruğ: Kafdağı'nda yaşayan efsanevi bir kuş. Sözlüklerde «simurg» (otuz kus) olarak geçer.
Ming: Çin ismi. Ece Ayhan'ın çocukluk yıllarında filmlerde de bu adda bir kötü adam varmış.
Kargabüken: İkiçeneklilerden zehirli bir ağaç ve bunun meyvası. Bundan striknin elde edilir.
Selenli: İlenç, alp, hınç gibi sözcüklerde rastlanan ve sesli değerinde olup kendinden sonra sessiz alabilen r, l, m, n, s, f gibi sessizlerin bu bakımdan ortak adı.
Angut: Kazdan büyük, tuğla renginde bir kuş. Çok garip bir hayvan. Masallarda ölü yiyen, mezar açan bir kuş olarak da adı geçer. Angut, argoda küfür olarak da kullanılır.
Danyal Yalvaç: Milâttan 700 yıl önce yaşadığı söylenen bir İsrail peygamberidir. Rüya yorumlarıyla ün yapmıştır. Remil (Bakışsız Bir Kedi Kara'da, bu sözcük de kullanılmış) denilen falı ve rüya yorumlamasını onun bulduğu söylenir.
Ortodoksluklar
Ortodoks: Dinsel anlamda «doğru insan» demektir. Sertlik, gâvurluk, orostopolluk anlamlarına da gelebilir.
I
Sapkı: Bir görevin, özellikle fizyolojik bir görevin ters bir yön alması.
Erselik: Hünsa, kendinde hem erkek, hem de kadın organları bulunan.
Lavta: Uta benzer, gövdesi uttan küçük bir çalgı.
Malta Yahudisi (Jew of Malta) : C. Marlowe'un bir kitabı.
Berbername: Osmanlılarda bu «name»lerde açık, ayıp şeyler anlatılırdı. Bunlara berbername, hamamname gibi isimler verilirdi. Aralarında padişahlar için yazılanları olduğu gibi halk için yazılmış olanları da vardır.
II
Madrigal: Konusu daha çok aşk olan kısa şiir. Sonnet'e benzer. Sözleri böyle şiirlerden alman şarkılar.
Gesualdo da Venosa: Venosa, İtalya'da bir kent. .Gesualdo, Venosa prensiymiş. Karısını çılgınlar gibi seven bu prens çok da kıskanırmış. Kendisini başkasıyla aldattığını sanarak kadını zehirlemiş. Sonradan yaptığına çok pişman olmuş ve hayatının geri kalan yıllarını bu konuyla ilgili madrigaller yazarak geçirmiş.
III
Bürümcük: Ham ipekten dokunan ince bir bez.
Hamamname: bak. berbername (I).
İğdiş: Hayaları burulmuş.
IV
Bindallı: Mor kadife üstüne sırmayla kabartma dal, yaprak ve çiçek işlemeli giysi.
Köse Kâhya: Dikran Çuhacıyan'ın bir operetininadı.
V
Sodomita: (İspanyolca) ibnecik.
Ut yeri: Vücudun gösterilmesi ayıp olan yeri.
Kirmastorya: Sonradan Mustafakemalpaşa adını almış olan ilçeyi kuran kadın.
Cihannüma: Her yanı seyredebilmek için bazı evlerin çatılarına yapılan küçük oda ya da taraça.
VI
Varak: Yaprak yaldız.
VII
Ruzukan: 1. At adı 2. Bir Ermeni kralının adı.
Barduğomeos: Ermiş bir Ermeni. Sağ eli bugüne dek kalmış ve kutsal sayılıyor. Birçok manastırlarda böyle sağ ellere rastlanıyor.
VIII
Vire: Durmadan, habire.
IX
Üzgü: Eziyet, cefa.
Tını: Bir cismin titreşiminden çıkan ses. (Müzik terimi).
Tablatura: Müzikte (Batı müziğinde) bir nota çeşidi.
XI
Çaça: Genelevdeki kadınlara yardımcılık, aracılıkyapan kadın.
Lonca: Aynı meslekten olanların kurduğu örgüt.
Ziba: İstanbul'da, kapanmış çok ünlü bir genelev sokağının adı.
XII
Fınduktar: Ermeni tarihinin garip bir kişisi. Kızları esir alınır, hayatı hep onları aramakla geçer.
Diyakos: Papaz çömezi, papaza âyinde yardım eden kimse.
XIII
Angut: bak. Bakışsız Bir Kedi Kara bölümü.
Domra: Kafkaslarda rastlanan bir çalgı.
Vardapet: Ortodokslarda dinsel aşamada bir mevki.
Hult ağacı: Cennette bir ağaç. Doğu ülkelerinde masallarda adı çok geçer.
Akneri-Vank manastırı: Kars-Bitlis yöresinde bir zamanlar Türkiye'de bulunan Ermenilerin merkezi olan bir manastır.
XIV
Cinaedi: Puşt, oğlan
Tavşandudağı: Doğuştan yarık üst dudak.
Sayrılık: Hastalık.
Pericik: Kilit dili.
Aleko: Bir tiyatro oyuncusu. Sahnede ölmüş.
XV
Nite: Nasıl.
Büküntü: 1. Düğüm. 2. Barsakta meydana gelen ağrı.
Panola: (İspanyolca) Bir çalgı. Türkçeye Yahudilerin getirdikleri sözcüklerden biri.
Puhu kuşu: İri cins bir baykuş. Ruslar İsa'nın bir dilenci kılığında Rusya'dan geçeceğine inanıyorlar ve bunu bekliyorlar. Puhu kuşu kılığında şimdi şehirlerde dolaşıyor geceleri.
XVI
Tar: Bir çalgı.
Porne: (Rumca) Orospu.
Raspop: Rusya'da Ortodoksluktan atılan papazlara verilen ad.
Hamparsum: Osmanlılarda ilk notayı bulan, şarkıları notaya çeken müzisyen.
Karabitsi oyunu: Eski bir Bizans seyirlik oyunu. Bizim şenliknamelerde de adı geçiyor.
Pençik: Beşte bir anlamına gelir. Rumelide devşirilen oğlanlardan padişaha verilen beşte biri.
Ayvazovski: (1817-1900). Ünlü bir Ermeni ressamıdır. Kırım'da doğmuş ve orada ölmüştür. Rusya'da saray ressamlığında bulunmuştur. Bizim müzelerimizde olduğu gibi, Avrupa müzelerinde de tabloları vardır. Özellikle deniz resimleriyle ün yapmıştır.
XX
Maydos: Şimdiki Eceabat.
Vartuvaria: Gül bayramı, özel ad.
Selluka: Ege bölgesinde yetişen bir çiçek. Bu bölgede özellikle iplere dizilip satılıyor.
XXI
Kimesne: «Kimse» sözcüğünün eski şeklidir.
Kiril: Bugün kullanılan Rus alfabesini bulan Ortodoks papaz; bu alfabeye «kiril alfabesi» adı verilmiş.
Karakoncolos: Karakoncolosların kovulması şeklinde oynanan bir oyun. Karakoncoloslar (karakandzali) ne olduğu belirsiz birtakım yaratıklardır. Türkler bunları karakoncolos olarak adlandırıyorlar ve bunların Noelden on ikinci geceye kadar kötü etkileri olduğuna, gittikleri evlerin bolluğunu, bereketini yok ettiklerine inanıyorlar.
Kayağantaşı: Yaprak yaprak ayrılabildiği için evlerin damlarını örtmekte ve üzerine tebeşirle yazı yazılan taş tahta yapımında kullanılan yumuşak, mavimtırak bir taş, arduvaz.
Manil: Eski bir oyun. Dominoya benzeyen, çok dikkat isteyen bir oyun. Oyunun başında da olsa en ufak bir yanlış yenilgiye sebep oluyor.
XXII
Novotni: İkinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul'da bir gazino.
Lala: Gene İkinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul'da bir birahane.
XXIII
Kokot: Aşifte.
Anzorot: (Argoda) Rakı.
Ötümlük: Sonorite.
Zangoç: Kilise çanını çalan.
Levanten: Orta Doğuda uzunca kalıp, yerleşmiş ya da evlenerek soyu karışmış Avrupalı.
XXIV
Üç Horan Kilisesi: Beyoğlu'nda bir Ermeni kilisesi.
Sorokust: Ayin.
Karatodori Paşa: Osmanlı Devletinin bir paşası. Müzikle uğraşırmış.
XXV
Potrebnik: Rusların dinsel kitabı.
XXVI
Fakfon: Gümüş gibi görünen bir alaşım.
Arkegon: Yosunlarla eğrelti otlarının dişilik organı.
XXVII
Ayapera: Pera, Beyoğlu'na verilen addır. Aya ise «aziz» anlamına gelir.
Değimsiz: Değersiz (sözlükte). Değerli (şiirdeki anlamı).
Dudu: Yaşlı Ermeni karısı.
Arda: İşaret olarak yere dikilen çubuk.
Eprimek: Dağılıp parçalanacak hale gelmek, dağılıp parçalanmak, inhilâl.
Arkebüz: Omuzda taşınan, uzun bir tabanca. Çok eski zamanlarda kullanılmış olan bu silâha Fransızlar «el topu» da derler.