ŞiirÖyküDenemeÖzgür MetinKitapMüzikBilge
Arama

Okur- sanız & Yazar- sanız | Bohem Mekan; Bilge - Ece Ayhan Sözlüğü/ Ender Erenel- Açıklamalar...

Ece Ayhan Sözlüğü/ Ender Erenel- Açıklamalar 0

II. AÇIKLAMALAR

Şiirin sözcükleriyle ilgili olarak: «Yırın tilciğe dayanması demek, tilcikle 'kurulur' demek gibi yalınç bir anlama geliyorsa amenna (ötekiler tilcikle 'yazıyorlardı'), ama 'salt' tilcik olanakları bakımından bir anlam veriliyorsa, hayır. Tilcik 'salt' görüntü yakalamak için bir araçtır demek de, yırı, bugünkü yırı anlamamak, yırın kendisini, tilciğin 'değerini' bilmemektir,» (3) diyor Ece Ayhan. Şiirlerinde sözcükler çok önemli bir rol oynuyor, ama başta da belirttiğimiz gibi, bu sözcüklerin incelenmesi üstüne kurulan yazımızla her şeyi çözümleyeceğimizi sanmıyoruz.

a.) Sözcüklerin üç kitaba dağılışı:

Verdiğimiz küçük sözlüğe bir göz atacak olursak açıklanması gereken sözcüklerin en çok Ortodoksluklar bölümünde bulunduğunu görürüz. Bu nedenle Ortodoksluklar'daki şiirlerin öbürlerine bakımla daha kapalı olduğu, daha güç anlaşıldıkları gelebilir aklımıza. Ama aslında Ece Ayhan bu şiirlerde biraz açılmıştır, aydınlıklaşmıştır.

Daha okumaya başlarken yapıtın adının, içeriğiyle ilgili çok açık bir ipucu verdiğini, içeriği özetlediğini görüyoruz: Ortodoksluklar: sertlikler, orostopolluklar. İçindeki şiirlerin başlık yerine numaralar taşımaları bunların — konusunu yapıtın adıyla öğrendiğimiz — büyük bir bütünün bölümleri olduğunu gösteriyor bize. Öbür iki yapıtın adları, Kınar Hanımın Denizleri ile Bakışsız Bir Kedi Kara, ilki anıları, geçmişteki olayları, ikincisiyse masalsı bir dünyayı aklımıza getiriyorsa da, içerikle ilgili böyle kesin, kolay anlaşılır bir ön açıklama yapmıyor; okur belirli bir şüphe, bir soru işaretiyle açıyor o kitapları.

Ortodoksluklar'ı okumaya başlayınca Bakışsız Bir Kedi Kara'dan, özellikle Kınar Hanımın Denizleri'nden çok alışık olduğumuz tekil birinci şahsa göre çekimlenmiş yüklemlerin, tekil birinci şahıs iyelik zamiri eklerinin, kısacası «ben» in bu kitapta yok olduğunu farkediyoruz. Üçüncü şahısta bir anlatımla, sanki Ortodokslukları bir gözlemcinin dilinden dinliyoruz; gözlemlerini yapmış, belki kimi zaman aralarına karışmış, şimdi de bize anlatıyor çevresindeki bu Ortodokslukları. I ve VI numaralı şiirlerde «ben» kullanılmış, ama bu tümceler italik dizilerek ötekilerden ayrılmış.


Kınar Hanımın Denizleri ile Bakışsız Bir Kedi Kara'da çoğunlukla kendinden söz eder, çocukluk, gençlik günlerine dalar, «karaduygululuğunu» yalnızlığını anlatır, yakınır; gözlemci bir niteliği yoktur bu şiirlerde.

Örneğin, Bakışsız Bir Kedi Kara'da

Ey serseriliğin denizleri! Ey ahtapotları atılmışlar kıyıya mutsuzluğun! Bir kraliçedir oğlum kanatlarını açmış. Örtünür canfes. Unutur gitgide yakılmış babası büyücü. Selanik'te geçirir kışı.
(Kılıç)
dizeleriyle oğlunun hem dişi, hem erkek olma durumundan usulca, örtülü bir şekilde söz ederken Ortodoksluklar'da bunu çekinmeden, «göğse yazdırılmış, kezlerce yinelenmiş» bir sözcükle açık seçik belirtmiş:
Arık bir çocuğun yüreğindeki eğriliktir. Bileğinde doldurulmuş ve bütün bir atmaca taşıması. Çalışır toplamaya tüylerini. Yazdırır göğsüne zafranla. Yinelediği bir sözcük kezlerce: Erselik!
(I, Ortodoksluklar)

Buradaki «Erselik» örneğinin gösterdiği gibi küçük sözlüğümüzdeki «bilinmeyen» sözcüklere çok şey sığdırılmış, yüklenmiş. Ortodoksluklar'daki hemen her şiirde böyle birkaç tane «bilinmeyen» sözcük var ve çoğu zaman bir anahtar görevinde bunlar. Çok çeşitli kaynaklardan gelen bu sözcüklerin anlamlarını düşünüp onlara gerekli boyutları vererek imgeleri genişletebilir, etkilenilen kaynağa yaklaşır ve şiiri anlayabiliriz. Aşağıdaki öbür bölümlerde bu düşüncemizi açıklayacak, pekiştirecek örnekler göreceksiniz.

b.) Sözcüklerin ilgili olduğu konular:

Sözlük bölümünde verdiğimiz sözcüklerin şöyle bir ayrımını yapabiliriz: Müzikle, tiyatroyla uğraşmış, bugün artık yaşamayan kişiler — çoğu Rum, Ermeni bunların —; efsanelerde, masallarda rastlanan kuşlar, kişiler; falcılıkla, büyücülükle ilgili sözcükler; zehirli bitkiler; İbrani, Ermeni-Bizans tarihinden kişiler, yerler, sözcükler. Bu çok genel, kaba ayırımdan Ece Ayhan'ın hoşlandığı konuları görüyoruz. Renkli, çarpıcı görüntülerini çizdiği sözcüklerin kaynağını onun okuduğu kitaplarda bulabiliriz. Dünyasını kitaplar üzerine kurar ve şiirinin ham maddesini bunlardan devşirir. Çoğu zaman ham madde olarak aldığı bu sözcüklerin anlamını bilmek yetiyor bize. Ama bazan da bir ansiklopedinin çerçevesi dışında, ilgili oldukları konularda özel bir bilgi gerektiriyorlar. Arkebüz, arkegon, domra, tar, okarina, ipeka gibi sözcükleri kitap karıştırmadan bilmek, bulmak biraz güç. Yalnız bu söylediklerimizden Ece Ayhan'ın değişik, anlaşılmaz bir şiir yazmak için birtakım kitapların başına geçip ilginç sözcükler aradığı gibi yanlış bir anlam çıkarılmamalı. Şiiri bir sözcükler yığını diye görmek olurdu bu.

c.) Sözcüklerin anlamları yardımıyla şiirlerin açıklanması:

Yukarda «erselik» sözcüğünü örnek göstererek «bilinmeyen» sözcüklerin anlamlarını bulduktan sonra bunlara gerekli boyutları vererek çoğu zaman şiirleri açıklayabileceğimizi söyledik. Başka örnekler verelim şimdi:

Seriyor zambaklarını kıskançlığın bir delikanlı. Yeraltı gömütlüğü açık.

Bir madrigal söylüyor Gesualdo da Venosa'dan. Yazıklanmanın kamburu.

Kunduz karnı bir kadına, beklenmedik bir çılgınlık daha giyindirildi.

(II, Ortodoksluklar)

Gesualdo da Venosa'nın karısını çok seven bir prens olduğunu, ama sevdiği kadar kıskandığını da, hiç yoktan kendisini başkasıyla aldattığını sanıp kadını zehirlettiğini ve sonradan yaptığına pişman olup madrigaller yazdığını bilirsek, yani kısaca, Gesualdo da Venosa'yı sözcüğün tarihsel boyutları içinde düşünürsek şiirde anlaşılmayan bir yan kalmıyor. Garip bir sevgi belirtisinin ve kıskançlığın Ece Ayhan'ı etkilediğini anlıyoruz. Gerçi Gesualdo da Venosa'nın kim olduğunu bilmeden de «kıskançlık» motifi seziliyor, ama o kadar, o da belki şiirde «kıskançlık» sözcüğü geçtiği için.

Örtemiyor üzüntüsünü, fakfon kanatlarıyla bir kokona, arkegon bozuğu. Bulanık çekimler.

Ayrılırken esrikti, elinde potin ayağında şemsiye. İki parmakla istavroz çıkarmak bilir.

(XXVI, Ortodoksluklar)

Burada da fakfon ve arkegon sözcüklerinin anlamını bilmeden pek ileri gidemeyiz. «Gümüşe benzeyen bir alaşım» ve «yosunların, eğrelti otlarının dişilik organı» anlamlarına gelen fakfon ve arkegon sözcüklerini bilmediği için de kimseyi kınayamayız, ayıplayamayız. Bunların anlamlarını öğrenince şiir tamamen açıklanıyor. Arkegon ve fakfon'un ne olduğunu bilmeden «bulanık çekimler», «ayrılırken», «elinde potin ayağında şemsiye» sözcükleri yardımıyla bir şeyler seziyor, bir kokonanın konuşmasını andıran arkegon ve fakfon'da «on»ların yinelenmesiyle yaratılan dış güzellikle, uyumla avunuyoruz.

Kınar Hanımın Denizleri ile Bakışsız Bir Kedi Kara'da da sözcüklerin yardımı oluyor gene, ama çoğunlukla anahtar niteliğinde değiller. Öyle şiirler var ki içindeki sözcüklerin hepsinin anlamlarını bilmemize karşın gene de anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu iki kitapta genellikle etkilerin geldiği kaynaklar farklı. Ortodoksluklar'da çoğunlukla «bilinmeyen» sözcükler halinde ortaya çıkan etkiler, çağrışımlar, bunlarda «bilinen» sözcükler halinde ortaya çıkıyor, imgeleri kuruyor. «Bilinmeyen» sözcükleri açıklamakla, onları izleyerek etkilerin, çağrışımların kaynağına yaklaşabilirken bu yapıtlarda böyle yol gösterecek yardımcılar yok.

Aşağıdaki örneklerde kaynağı ve etkinin dışsallaşmasını göstererek bu düşüncemizi açıklayalım.

Ece Ayhan'ın özellikle ilk kitabında, sonraları gittikçe seyrekleşerek Ortodoksluklar'da yok olan, «abla» ve «ablanın intiharı» motiflerine çok rastlanır. Bunları sözlükte kısaca sözünü ettiğimiz genç ozan Saffet N. Şener'in aşağıda tam olarak verdiğimiz şu şiirine bağlayabiliriz:

Ablamın Ölümü
Bir kova devrildi taşlığa
Sular serin serin akıverdi.
Sıkıldı bu taraflardan
Karanlığa çevirdi yüzünü
Garipçe bakıverdi.
(4)

Şiirlerin tamamı çok yer kaplayacağından sadece «abla» sözcüğünün geçtiği dizeleri veriyoruz. (Örnekler çoğaltılabilir.)

Uzamış masallardan güzleri
bir halı sermek taşlığa ablamın
biraz konuşmak istemek sonra çekip gitmek.

(Kanlı Nigâr.)

intihar karası bir faytona binmiş geçerken ablam.
(Fayton.)

Benim hiç çin'de bir ablam olmamış korkunç hû.
(Put, Zanzalak Ağacı, Saffet N. Şener, Zincifre, Ölüm.)

nereye gitsem gelip beni buluyor
çıkmaz bir sokakta ablam.

(İbraniceden Çizmek.)

Saffet N. Şener'in ince duyarlığı çevresinde dolaşan bu etkilenmenin ne denli değişik biçimlerde ortaya çıktığını görüyorsunuz. Ece Ayhan'ın şiiri bir ozanın etkilenebileceği kaynakların çeşitliliğini, değişikliğini göstermesi bakımından çok ilginç.

Şimdi de Metin And'ın
Bizans Tiyatrosu (5) adlı kitabından aldığımız şu bölüme bakalım:

«Doğudaki inanca göre pantomimus ve mimus oyuncuları her türlü cinsel sapıklığa yatkın kişilerdi. Arnobius oyuncuları doğrudan doğruya cinaedi (oğlan, puşt) diye nitelendirir. Mima'ların hepsi de Theodora gibi utanmaz değilse de herhangi birinin tam namuslu bir hayat sürdüğü ileri sürülemez. Mimalar çok defa e (fahişe) olarak nitelendirilir.»

Gene aynı kitapta kiliseyle çatışma halinde olan tiyatroyu, bu cinaedileri, eleri, kilisenin sonunda içine aldığını, çatışmayı hallettiğini öğreniyoruz.

Bu bölümde görülen cinaedi ve e sözcüklerinin geçtiği şiirlere bakalım.

Kendini doğuruyordu bir cinaedi. Dimdoğru. Borçludur bir sayrılığa tavşandudağını.

İndirdi periciğini kilidin. Dörtkaşlı Aleko. İğneardı mıydı başındaki ışkırlak?
(XIV, Ortodoksluklar)


Miydi? Bir levanten miydi? kokot'un yeğeni. Türiyor sözcükler anzarot'tan. Bir klarnitacının divan'ına giderdi.

Vardı ötümlüğü ne güzel bir ses, her yortunun kilisesinde. Kuyu yüzüne çıkıveriyor zurnalarla da buluşup görüşmek.
Bir zangoç, unutamadığı bir cinaedi'yi yeniden kurarken, bir gravür kazıyacaktır, tortudan. Şiir elinden tutuyor.
(XXIII, Ortodoksluklar)


Yüzükuylu çevrilirse, sırtında daha büyük bir yara görülür. Raspop kafasıyla e türevleri.
(XVII, Ortodoksluklar)

Ancak cinaedi'yi, e'yi tarihsel boyutları içinde düşünerek yukarıdaki şiirlere bir anlam verebiliyoruz. Cinaedi'lerle e'lerin kilisede yaşamaları, kilisedeki yaşantıları ve bu durumun, bu zıtlığın yaptığı çağrışımları duyuyoruz yukarıdaki dizelerde.

Okurun şiiri okumasıyla ozanın şiiri yazması durumları arasında belirli bir fark vardır hep. Her iki durum birbirlerine çok benzeyebilir, yaklaşabilir, ama hiçbir zaman eşit olamaz. Ozan bir kaynaktan ya da kaynaklardan aldığı etkiyi kendi şiir makinasında işledikten sonra uygun bir biçime dökerek dışsallaşmış olur. Okurun gene aynı yollardan geri dönmesi çok güç, belki imkânsızdır. Ece Ayhan'ın şiirinde, «bilinmediklerini» kabul ettiğimiz sözcüklerin, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, nerelerde geçtiğini, ozanın bunlara nerede rastladığını saptayarak etkiyi, bu sözcüklerin anlamlarını öğrendikten sonra onları şiirde bu anlama göre kazandıkları boyutlar içinde düşünerek dışsallaşmayı görebiliriz. Sözcüklerin çoğu kaynaklara giden yollar olmaktadır bizim için — kaynaklar yöresi karışık, karmaşıktır, ama içlerinden bazılarını bilmek de yararlı. Bu yöndeki çalışmalarla elde edilen «etki-dışsallaşma» örneklerini genelleştirerek ozanın bütün şiirleri için geçerli birtakım düşünceler saptarız. Bunlardan ve tümüyle anladığımız şiirlerinden edineceğimiz «Ece Ayhan bilgisi» özellikle bazı biçimsel engelleri kolayca aşmamızı sağlamaktadır.

(Yeni Dergi - Mart 1969)

______________________________
(1) «Ortodoksluklar», De Yayınevi.
(2) «Pazar Postası», 27 Ocak 1957.
(3) «Pazar Postası», 27 Ocak 1957.
(4) «Forum», 15 Eylül 1954, Sayı 12.
(5) Metin And, «Bizans Tiyatrosu», Forum Yayınevi, 1962.


Kayıp Karga | İletişim | rss takibi

Bohem Mekan 2007-2008 © Tüm Hakları Saklıdır
Programlama : Yaman Tasarım Ve Programlama
Tema dizayn   :