Pıt... Pıt... Yağmur yağıyordu. Alkirrin Korkuyordu. Sudan korkuyordu ve üstüne düşen damlalardan. Önündeki istasyona baktı. Hafifçe kaldırdığı gözleri istasyonun kapısının üstündeki kocaman saate takıldı. Saatin yelkovanının gülümsemesi güven verdi Alkirrin'e, istasyonun kapısına doğru sık adımlar attı. Açık kapıdan içeri girince su damlacıklarının kesildiğine memnun oldu. Amaçsızca ceplerine soktu ellerini. Belki de üşüyordu elleri. Sigara paketine değdi parmakları. Bir sigara yakmaya yeltendi. Çakmağı çaktı ve çakmağın alevine bakakaldı Alkirrin. Ateş büyüyordu. Sönürmeye çalıştı alevi. Sönmüyordu alev ve Alkirrin korkuyordu. Alev büyüyordu büyüdükçe korku artıyordu. "Kaçın" demek istedi etraftakilere. Fakat sesini sadece kendisi duyuyordu. Sesi kendi sesinden çok bir hıçkırığa benzemişti. Kendisinden başka kimse de umursamıyordu zaten ateşi. Ateş ise kendisi dahil hiçbirşeyi umursamıyordu. Büyüyor, büyülüyordu. Büyüdükçe herşeyi yaktı. Arkasından sadece bir toz bulutu bırakarak yakıyordu. Şaşırdı Alkirrin. Çantasını yere bırakıp dizlerinin üstüne çöktü. Korkuyordu. Başını dizlerine eğip gözlerini kapadı. Kulaklarına bastırdı ellerini sonra. Korku da ateş gibi büyüyordu. Korku mu ateş mi daha büyük bilemedi en başta. Gözkapaklarını iyice sıktı. Yüzüne çarpan sıcak rüzgarın sebebini bilmek istedi. Sonra vazgeçti. Neden sonra başını kaldırıp gözlerini açtı. Uçsuz bucaksız kumlara baktı. Çölün ortasında olduğunu anladı. Sessizce doğruldu. Çok uzakta taştan bir kapı gördü. Çantasını sıtlanıp yürümeye başladı kapıya doğru. Kapı da ona yürüyordu ya da ona öyle geliyordu. Korktu sonra. Geri dönmeye çabaladı ve fakat ayaklarının istemsizce kapıya doğru adımlar attığını hissetti. Kendini kandırmaya çalıştığını veya delirdiğini düşündü. İstese de istemese de kapıya gidiyordu. Önüne döndüğün kapının önünde olduğunu gördü. Biraz dikkatini verince kapının aslında duvardan farksız olduğunu gördü. Umutsuz hissetti kendisini Alkirrin. Elini uzattı amaçsızca... Aslında orada kapı olmadığını o an anladı. Bir hologram olduğunu düşündü. Fakat çöl rüzgarlarının savurduğu kumların kapıdan geçemediğini farkedince şüpheyle baktı kapıya. Kapı kapalıyken kendisi geçebiliyordu. Korktu... Geri çekildi. Ayaklarını kontrol edebildiğini farketti o an. Fakat bu sefer kendisi istiyordu kapıdan geçmeyi. Ve gözlerini kapatıp kapıdan geçti. O an topuklarının boşlukta olduğunu anladı. Cesaretini toplayıp açtı gözlerini. Düşüyordu. Bağırmak istedi önce ama yararsız olduğunu düşünüp vazgeçti. Aşağı baktığında yere çok yaklaştığını anlayıp telaşlandı ve birkaç saniye sonra yere sertçe çarptı. Ölmüş olmayı istedi ilkin. Ölmemişti. Ölememişti. Ayağa kalktı. Sigarasının hala ağzında çakmağın da elinde olduğunu farketti. Çakmağı tekrar çakmaya korktu. Ne olacaksa olsun diye düşündü. Ve çakmağı çaktı. Çakmağın alevi masumca titriyordu. Yaktı sigarasını. Dumanı buram buram soludu. Etrafına bakındı. Taştan bir sandık çarptı gözüne. Sandığın içindekilerin kendisi için önemli olduğuna dair bir his kapladı içini. Sandığa doğru yürüdü. Ve lakin sandık o yaklaştıkça uzaklaşıyordu. Hep aynı uzaklıkta kalıyordu. Koşmaya başladı... Koştu. Ve günlerce koştu. Çok yorulmuştu. Koşmak istiyordu. Yaklaşmak istiyordu. "Sana zarar vermek niyetinde değilim" diye yalvardı çaresizce. Daha sonra gözkapaklarının ağırlaştığını hissetti Alkirrin. Beyni uyuşuyordu. Sonrasını hatırlamıyordu. Sadece dizlerinin üstüne çöktüğünü hissetti. O kadar.
karabasanla kabus arası geçişlerden oluşan bir rüyanın öyküsel anlatımı... rüya tabiri gibi kaba bir değerlendirmeden uzak durmak istemekle beraber gündelik hayatın zihindeki yansımalarına benzetiyorum bunu. biraz üşüyünce veya terleyince yağmur görmek ve biraz sıcaklaşınca çöle geçmek.. beden ve zihin arasındaki uyumlu uyumsuz bağlar...zihine ve bedene aynı anda hükmedememenin verdiği can sıkıntısı var anlatılanlarda... kararsızlık, korku, sıkılma ve bir an evvel sonuçlandırarak ızadıraba son verme isteği... bilememenin ve merakın iç içe geçmişliği... hayatın yorgunluğunu rüyalara ve satırlara aktararak atma tercihi... yazı akıcı... ancak fazlaca yazım yanlışı çarpıyor gözüme..ürettiklerimiz, okumaya ve geliştirmeye değer diyorum ve Flam'ı yazıya bir el atmaya davet ediyorum...hoş geldin yeniden:)