ŞiirÖyküDenemeÖzgür MetinKitapMüzikBilge
Arama

Okur- sanız & Yazar- sanız | Bohem Mekan; Bilge - Edebiyat- Astroloji/ Toprak Grubu...

Edebiyat- Astroloji/ Toprak Grubu 3

BOĞA

 

Herkes Boğa'yı inatçı olarak bilir, eksiktir. Boğa sabit burçtur, sebatlıdır, inatçılık da sebatkar davrandığı konulardan sadece biridir. Annem Ayhan Bozfırat da Boğa'ydı, beni zorlu bir gebeliğin ardından, iki gün süren doğum sancıları sonucunda ölümü göze alarak doğurmuştu. Boğa güzel şeyleri sever ve onlara sahip olmak ister ama kıskançtır da. Bu nedenle Anita Loos erkeklerin güzel sarışınlara meraklı olup onların bavullarını taşımalarına yardım ettiklerini görünce tepesi atıp sarışınların aptallığını kendine temel alan bir kitap yazmıştır: Erkekler Sarışınları Sever. Boğa'nın gözü bazan böyle kararır, gerçekleri gözden kaçırır, Anita Loos Boğa'ydı ama sarışın değildi. Aslında Boğa'nın mizah duygusu başkalarının açıklarını iyi yakalamaktan geçer. Murathan Mungan'ın o çok eğlenceli kitabı 'Yüksek Topuklar' da bir dolu kadın modeliyle dalga geçiyordu. Ama Boğa estetik olmakta da sebatlıdır, bu nedenle alaycılığından bile mizah dolu bir edebiyat yapıtı çıkartmayı başarır. Zaten Angela Carter da "komedi başkalarının başına gelen felakettir" diyerek Boğa'nın mizah anlayışını içtenlikle itiraf etmiştir. Boğa başkalarına güler, kendine değil. Yüksek Topuklar'ın başarısı kahramanın kendine de gülmesinden kaynaklanıyordu. Kahraman doğal olarak Mungan'ın kendisi değildi. Boğa kendine gülmez ama göz önünde olmayı sever.


'Boğa'nın tahammül edemediği şey ise kendinden daha iyi olunmasıdır. Bu nedenle Nabokov her fırsatta Dostoyevski'ye hakaret eder. Aradaki fark çok açıktır, Dostoyevski dehadır, Nabokov değildir, Boğa'dır. Boğa eleştiriye gelemez, öfkelenir, saldırganlaşır. Nabokov kitabı hakkında yazı yazmış olan Sartre'a da "ahmak bir komünist eleştirmen" demişti bir keresinde. Nabokov, tekrar tekrar bir Boğa'dır, tutucudur, dünyayı sadece kendi öfkeleri ve keyiflerinin gözünden görür, dünyevi zevklere, özellikle de cinselliğe düşkündür en bilinen kitabı 'Lolita'dır. Boğa bazen insanın tahammül sınırlarını zorlar. Nabokov da! Ama Boğa'nın hakkından Boğa gelir, Karl Marx da, Lenin de Boğa'ydı.


Boğa toplumsal statüye düşkündür. Toplumsal düzeni değiştirirken bile bazı şeyleri sorgulamaktan kaçınabilir. Freud psikanalizle dünyanın altını üstüne getirirken, kadınların geçmişlerine dair anlattıkları taciz anılarını, onların penis kıskançlıklarına yormuştu, toplumda yaygın olan aile içi cinsel tacizi pek sorgulamamıştı. Boğa kendisi kıskanç olduğu için, başkalarının da kendini kıskandığını sanır.


Ayrıca Boğa geçmişe de düşkündür. Geçmiş onun için bozulmuş bir dünyanın eski güzelliğidir. Onu özler. Selim İleri sık sık bizi çocukluğunun İstanbul'una götürür. Ama burada da elbiseler, parfümler, çiçekler öne çıkar. Daha önce de söylediğim gibi, Boğa güzel şeyleri sever, onlara sahip olmak ister. İleri annesinin elbiselerinin çok şık olamamasından ötürü hâlâ acı çeker.


Boğa âşık olduğunda çok verici olur. Ama verirken de sahip olmak istemektedir. Onun için sevdiği insanın geçmişini kurcalayıp durur, sonunda başına bela gelirse de buradan gelir zaten. Mehmet Bilal'in 'Üçüncü Tekil Şahıs' adlı romanında Erhan'ın başına gelenlerde bunun da payı vardır.


Jane Eyre tam mutlu bir evlilik yapacakken, damadın eski karısı ortaya çıkıp evi yakıverir. Charlotte Bronte de Boğa'ydı ve geçmişin hesap sormadığı bir roman yazmaya gönlü elvermemişti. Diğer bir kitabı Profesör ise olağanüstü sıradan bir hayatı anlatıyordu. Böyledir. Boğa'nın başına felaketler gelmediğinde hayatı sıkıcı derecede sakin ve düzenlidir. Komşuları Kant'ın geliş gidişinden saatlerini ayarlarlardı. Bir kere geç kalmıştı, Rousseau'nun İtiraflar'ını okurken. (Hangi bölüm olduğunu her zaman delice merak etmişimdir.) Boğa başkalarının hayatını didiklemeyi, dedikoduyu pek sever. Fırsat buldukça kendi de yapar. Hatta fırsat yaratır.


Shakespeare'in oyunlarında da dedikodu pek boldur. Bir dolu insan birbirini çekiştirip durur. Ama Shakespeare burçların sınırlarını aşar. Boğa'nın hiç mi iyi bir yanı yoktur? Vardır. Çok çalışkandır, azimlidir, kararlıdır. Ama bunlar da yine kendisine yarar sağlayan iyi huylardır. Boğa'nın başkalarına yarar sağlayan en iyi huyu ise sağlam bir dost olmalarıdır. A, bir de ağızlarından bal damlar. Bir Boğa'yla sohbet etmenin, hele hele dedikodu yapmanın tadına doyulmaz. Yarım saatliğine buluşursunuz, bir de bakarsınız ki sabah olmuş. Boğa'nın yanında zaman durur. Ama sadece onun yanında durur. Yoksa İkizler diye bir burç olur muydu?

Boğa yazarları
Anita Loos/Murathan Mungan/Angela Carter/ Nabokov/Selim İleri/Charlotte Bronte/William Shakespeare/ Mehmet Bilal/Marx/Lenin

 

 

BAŞAK

 

Başak her şeyi denetim altında tutma merakıyla bilinir. Öyle değildir. Başak her şeyi denetim altında tutmak zorunluluğundan nefret eder, sıkılır, istemez öyle birşey. Ama gelin görün ki her şey de kendi başına yolunda gitmez, işin ucu kaçar, Başak işin ucunun kendi başına yolunu bulamayacağından endişe eder, duruma müdahale eder, bunu kendine dert eder, sonra da şikayet eder. Başak şikayet eder. Kendinden, hayattan. Kendi ve hayat her daim yolunda olsaydı Başak mutlu olurdu. Ama dünya bir tek Başak için kurulmamıştır, sürprizlerden hoşlanan insanlar da vardır, Başak bundan rahatsız olur. Bencil olduğu için değil, insanların başına geleceklerden endişe ettiği için. Bu durumda Başak akıl verir. Verdiği akıllar işlerin çığrından çıkması korkusunu taşır, herkesin her şeyi bozmaya niyetli olduğu zannına kapılabilir, dünyayı düşman belleyebilir, onun için de zaten yeteri kadar sorunlu olan durumların bile titizlikle korunmasına taraftar olan akıllar verebilir. Özdemir İnce Hürriyet'teki yazılarında bunu yapmaktadır. Ama aslında Hegel de, birşeyi yeni öğrenmeye başlayanlar hata bulur, akademisyenler ise her şeyin iyi yanını görür diye buyurmuştu. Bu durumda bizler, yani mevcut durumda bir hata olduğunda kuşkulananlar genç öğrenciler oluyoruz da, İnce kemale mi ermiştir?


Ama bu çaylaklıktır. Sizinle ilgilendiğini sandıklarınızın, sizin değerlerinizle de ilgilendiğini sanmak yani. Memleket fişleme usulü hepimizle ilgilenmektedir ama savunulan nice değeri gözardı etmektedir aslında. Memleket Başak değildir ama, bizimle ilgilenenlerin bizim değerlerimize de saygı duyacağını sanmanın çaylaklık olduğunu söyleyen D. H. Lawrence Başak'tır. Zaten Başak hayattaki bu çelişkilere hep dikkat eden bir burçtur, George Bataille da gerçeğin tek yüzünün çelişkilerin vahşi yüzü olduğunu belirtmişti. Başak tüm bunlardan dolayı canı sıkılan bir burçtur. Hem de çok sıkılır. Üstelik bir tek yakınmakla da yetinmeyebilir. Pavese, "sözler bitti, artık eylem" deyip intihar etmişti.


Aslında Başak'ın hayatta istediği de fazla bir şey değildir, yolunda giden bir hayat. İşte o kadar. Başak düzen, intizam, temizlik ister. Perihan Mağden de bu konudaki sıkıntılarını sık sık dile getirir. Zaten gaga burunlu şişelere doldurulmuş deterjanların önemini, daha doğrusu ambalajların gaga burnunun ne kadar hayati bir ihtiyaca cevap verdiğini yazsa yazsa bir Başak yazar. Başak böyledir, ayrıntıcıdır, ayrıntılarda titizlenir, titizlenmeğe hiç üşenmez. Samuel Johnson da hiç üşenmezdi çalışırken. Ciltlerce eser vermişti ama tembellikten yakınırdı. Başak tatmin olması da, edilmesi de zor bir burçtur. Radikal Kitap'ın yayın yönetmeni Cem Erciyes de Başak'tır, yazılar kısaldı diye şikayet eder ama her yazıda en az bir cümleyi siler atar. Başak'tır, yapar. Başak eleştirmeden duramaz. Öyle ki Stanislav Lem, eleştirecek şey bulamadığında,
olmayan bir kitap üzerine yazdığı bir eleştiriden kitap çıkartmıştı:


'İnsanın Bir Dakikası'. Üstelik kitabın bir sonraki bölümü, bir önceki baskı için yazılmış olduğu iddia edilen eleştirinin eleştirisiydi. Ama Başak bu çalışkanlığıyla gösteriş yapacak biri değildir. Daha ziyade yaptığı işin keyfini sürmeyi sever. O'Henry, işine saygısı olan bir hırsızın birşey çalmadan önce keyfine bakacağını söylerdi.

 

Merkürün gölgesinde


Keyfine bakan hırsız-detektif Bernie Rhodenbarr acaba Başak mıdır? Başak olduğu için mi Goethe'nin dediğini uygulamaktadır? Goethe her insanın günde en az bir kere iyi bir resme bakmasını, iyi bir şiir okumasını, iyi bir müzik dinlemesini gerekli görürdü. O zamanlar radyo yoktu, söylediğini yapmak kolay değildi. Ama Başak hayatta çalışmaya inanır zaten. Tek sorun çalışırken aklının dağılıp durmasıdır. Çünkü hayat Başak'a sıkı bir oyun etmiş, bu düzen, intizam meraklısı insanın başına yıldız diye en oynak gezegen olan Merkür'ü vermiştir, Merkür sık sık ters gider, Başak da sık sık ters döner, huysuzlaşır. Cinayet planları yapmaya kadar vardırır işi. Cinayetler kraliçesi Agatha Christie de Başak'tı haliyle. En mükemmel kocanın kadını yaşlandıkça daha cazip bulacağı gerekçesiyle arkeologlardan çıkacağına inanırdı. Ama bir Başak'ın arkeologda çekici bulacağı şey didikleme huyudur. Arkeologlar da, Başaklar da didikler. Her şeyi! Bu iyi bir şey midir, bu kendi bilecekleri iştir ama Başak bazen yorar, ama daha da kötüsü kendisi sık sık yorulur. Karamsarlığa kapılır. William Golding de Başak'tı, iyimser olduğu söylenemezdi. Adorno da Başak'tır o da iyimserliğiyle bilinmez. Olsa olsa "kültürün en vazgeçilmez parçası eleştiridir" diyen yanıyla bilinir. Arthur Koestler ise tarihin kulaklarımızı çınlatan en sürekli sesinin savaş davulları olduğunu söyleyerek konuya girerdi. Başak iyimser değildir ama gerçekçidir. Zaten dünyevi ve ayakları yere basan bir burçtur, havada olan aklıdır. O gezinip durur. Durum budur! Ama havada gezinen bir akıl Başak'a sorumluluklarını unutturmaz. Bilir ki kendinden sonra gelen Terazi'dir, durumu ne kadar yoluna sokarsa o kadar iyidir. Çünkü bu Terazi'nin becereceği bir iş değildir.

 

Başak yazarları


Özdemir İnce/Perihan Mağden/D.H. Lawrence/Hegel/George Bataille/Pavese/Samuel Johnson/Stanislav Lem/ O'Henry/ Goethe/Agatha Christie/William Golding/Arthur Koestler/Adorno

 

 

OĞLAK

 

E. M. Forster'ın otobiyografik özellikler taşıyan romanının kahramanı Maurice tam bir Oğlak'tır. Başta yerleşik değer yargılarına sonuna kadar güvenmeye eğilimlidir, sonra Clive Durham'ın aşkıyla yavaş yavaş değişir. Ama değişimi kesin olur. Olsa olsa ikizler ya da Terazi olabilecek Clive'ın tersine küçük duygusal gösterilere, histeri krizlerine yol açan fikir değiştirmeleri yoktur. Zaten Maurice böyle şeyleri iyileştirilmesi gereken birer rahatsızlık gibi görür. Öyle parlak cümleler ve söylevler de yoktur hayatında, açık ve dolambaçsızdır. İlişkisini sonuna dek kurtarmaya çalışır ama bitti mi de biter. Mutsuz olduğu, kendini kimsesiz hissettiği -bir Oğlak için mutsuzluğun tanımı kendini kimsesiz hissetmektir- zamanlarda da yıkılmaz, kendini disiplinle işine gücüne verir, hatta yetmez, yeni alışkanlıklar edinir. Oldukça efendice alışkanlıklar hem de. Forster şöyle der "İngilizler hissetmedikleri için değil, hissetmekten korktukları için böyledirler." Burada küçük bir düzeltmeye ya da eklemeye ihtiyaç var, İngilizler değil, Oğlaklar...

 

Henry Miller'ın sirki


Maurice, Oğlak'tır. Zaten yazarı Forster da Oğlak'tır ve kaleme kağıda sarıldığında üç tip insanı anlattığını söylemiştir, olduğunu sandığı kişiyi, kendini sinir edenleri ve yerlerinde olmak isteyeceği kişileri. Doğrudur. Çünkü aslında Oğlak diye biri yoktur, Oğlak diye bir proje vardır ve Oğlak, olmak istediği kişiye giden yoldaki henüz tamamlanmamış şimdiki kendisidir. Rahatsızlıkla peşinden sürükler kendisini. Henry Miller bu konuya şöyle açıklık getirir. "(Sirkten) çıktığımızda serseme dönmüşüzdür, dünyanın günübirlik yüzünü görünce hüzünlenir, ürkeriz. Ama o günübirlik dünya, bize bildik gelen dünya, bize bildik gelen tek dünyadır. Tıpkı soytarı gibi biz de aynı hareketleri tekrarlarız; durmadan birşeylere öykünür, durmadan önemli olayı erteleriz. Doğmaya çabalaya çabalaya ölürüz... Hep bir oluşma süreci içindeyizdir."


Bir de diğer insanlar vardır. Onlar da zaten Oğlak'ın en iyi ihtimalle sinirlerini bozanlardır. Oğlak'ın huyu böyledir. Aslında Oğlak'ın sinirleri genellikle bozuktur. Sinirleri bozuk olduğu için en büyük kabusları yaratmakta ustalaşır, durum denk geldiğinde adını Edgar Allan Poe olarak değiştirir ve tüm insanlığa kasvetin büyüsünü, lezzetini tanıtır. Bu Oğlak'ın karanlık yanıdır, ruhsal krizlere, uyuşturucu ve alkol bağımlılığına da yatkındır bu yüzden. Ama bunu dile getirirken dramatik konuşmaz, "Memleketim ve ailemle ilgili söyleyecek pek bir şeyim yok. Kötü adetler ve uzun yıllar beni birinden uzaklaştırdı, ötekine de yabancılaştırdı. Miras kalan zenginlik sıradan olmayan bir eğitim yapmamı olanaklı kıldı..." gibisinden ayakları yere basan sözcüklerle girer lafa. Oğlak dünyevi bir burçtur da ondan. Kendine değerler atfetmektense değerlerini açıklığa kavuşturmayı ister. Hayat onu binbir çeşit zorlukla sınamadan rahat bırakmaz. Rahat bıraktığında da Oğlak geçmişin acılarından bir kişilik edinmiştir bile. Onlardan kopamaz. Rudyard Kipling sözgelimi çocukluğunda geçirdiği acı okul deneyimlerinden sonra bir ömür uykusuzluk çekmiştir. Üstelik ünlü şiirlerinden birinde de "Unutmayalım diye! Unutmayalım diye!" ısrarı sürdürür.


Ama Oğlak yine de yıkılmaz. Acı çekmediğinden değil, bir Oğlak olduğu için yıkılmayı sosyal terbiyesine yakıştıramadığından. Tüm dünya yıkılsa bir tek Oğlak'ların ayakta kalacakları söylenir. Büyük olasılıkla doğrudur ama eksiktir, Oğlaklar dünya yıkıldığında ayakta kalmakla yetinmez onu yeniden kurarlar. Bunun için korkunun ve kabusun ustası gibi bilimkurgunun, fantezi edebiyatın, New Age akımların önde gelen ustaları, Isaac Asimov, J. R.R. Tolkien, Carlos Castenada hep Oğlak'tır. Tolkien'in kitabını başta oğlunu eğlendirmek için yazmaya başladığı söylenir. Doğrudur, Oğlak ailesine düşkündür. Ama mesele bundan ibaret değildir, Oğlak herşeyi ciddiye alır, abartarak ciddiye alır. Onun için de Yüzüklerin Efendisi basit bir aile içi mesele olmaktan çıkmıştır. Asimov ise değişimden yakınmaz, insanların ve alışkanlıklarının çağa ayak uyduracak kadar hızlı değişmeme olasılığından yakınır. Ve en çok hayatının alt üst olmasından çekinir.

 

Mitolojik kahraman Salinger


Çekindiği için de yalnızdır genellikle. insanları sevmediğinden değil, onları uzaktan daha iyi sevebildiğinden. Hem bu ona efsaneye dönüşme imkânı da verir. Castenada'nın kitapları yüzbinlerce satmış, onlarca dile çevrilmişti ama öldüğünde yalnızdı. Küçük bir haber olarak yer aldı ölümü gazetelerde ve dergilerde ama hâlâ birçokları için efsane olmayı sürdürüyor.


Salinger da. Yıllardır insan içine çıktığı yok ama mitolojik bir kahramana dönüşmüş durumda. Üstelik Salinger'ın Oğlaklığı bu kadarla da kalmaz. Kitaplarında mutluluk ile hüzün içiçe geçmiştir. (Bir Oğlak için mutluluk kadar hüzün verici, hüzün kadar da mutluluk verici çok az şey vardır.)


İnsanın gerçek ülkesinin çocukluk ve ilkgençlik olduğuna inanır, aşağı yukarı tüm kahramanları bu yaş grubundandır. Ve lafı uzatmayan duru bir anlatımı vardır. Oğlak boş yere konuşmayı sevmez. Deneyimin, doğru sessizlikte anlaşılabilir olduğuna inanır. Onun için Salinger'ın anlatarak anlatmadıkları sarsar bizi.


Oğlak diğer konularda hele de birini aydınlatması gerekiryorsa geveze olabilir. Kendisini bir laboratuar gibi değerlendirmeye de kalkabilir ve öyle zamanlarda kalın ciltleri peşpeşe dizebilir. Mesela Simone de Beauvoir bunu yapan Oğlak'lardandır. İyi ki yapar bunu çünkü burada başka bir Oğlak özelliği ele verir kendini. Oğlak kendine zaman bırakan ilişkileri sever. Duygulardan çok fikirleri, hatta dış görünüşü önemseyebilir. (Bu ikincisi Simone de Beauvoir için geçerli değil, hayatını paylaştığı adam Cortazar, Camus falan değil, düpedüz Sartre idi.)


Ama Oğlak herkeste karamsar bir izlenim bıraksa da karanlıkla eğlenen bir burçtur. Çelişkileri diğerlerine zaman zaman anlaşılmaz gelir. Eh, hangi burç hem İsa'yı hem Şeytan'ı üyeleri arasına katacak kadar tuhaf bir espri anlayışına sahiptir ki? Bu yüzden Cicero "hiç kimse bir yıl daha yaşamayı ummayacak kadar yaşlı değildir" derken aslında köhne gözükenin içindeki yaşam arzusuna dikkat çekmekteydi. Yılın hemen sonunda ya da başında doğuvermek, ölüm ve kalım hakkında düşünmeyi gerektirir ne de olsa!


 

Oğlak yazarları
E. M. Forster / Edgar Allan Poe / Rudyard Kipling / Isaac Asimov / J.R.R. Tolkien / Carlos Castenada / J.D.Salinger / Simone de Beauvoir

 

Kaynak: Sırma Köksal/ Radikal Gazetesi Kitap Eki

Yorumlar

Elinize,dilinize sağlık..
Zevkle okudum.....
Teşekkürler...
barbox - 11.04.2008-10:34:39

Kayıp Karga | İletişim | rss takibi

Bohem Mekan 2007-2008 © Tüm Hakları Saklıdır
Programlama : Yaman Tasarım Ve Programlama
Tema dizayn   : <