ŞiirÖyküDenemeÖzgür MetinKitapMüzikBilge
Arama

Okur- sanız & Yazar- sanız | Bohem Mekan; Bilge - Edebiyat- Astroloji/ Su Grubu...

Edebiyat- Astroloji/ Su Grubu 0

YENGEÇ

 

Yengeç suda yaşar ama Balık değildir. Yengeç suda yaşayan kendi dünyasını kabuğunun içine yerleştiren, bildiğimiz dünyayı da kıskaçlarıyla yakalamaya çalışan bir yumuşakçadır. Yengeç insanı da ilk bakışta yumuşak, son bakışta kabuğunun içine saklanmış, kıskaçlarıyla insanın sinirlerini kaşıyan biridir. Kabuğuna kaçmış bir yengeci orada bırakın, kalsın. Hatta yampirik yampirik çıkmaya çalışırsa siz uzaklaşın. Yengeç ısıtılıp yenecek bir meze değildir. Çok az Yengeç kafasını kabuğundan çıkarttığında Marcel Proust kadar ilginç olur. O da aslında mızmızın tekiydi, Joyce'un purolarıyla onu öldürmeye çalıştığını düşünüyordu, yakınında bulunmanın eğlenceli olacağı insanlardan biri değildi. Jean Jacques Rousseau da Yengeç'ti ve hiç kimsenin aklına bile getirmediği bir işe kalktığını iddia ettiğinde sözünü ettiği kendi hayatını yazmaktı. 'İtiraflar' gerçekten olağanüstüdür ama Rousseau da hayatın kendine haksızlık ettiğine inanırdı. Yengeç böyledir. Hep hayatın kendine kendisine adil davranmadığına inanır, acı çeker, suçu insanlıkta bulur. '1984' adlı kitabıyla insanlıktan umudu kesmişlerin başucu yazarı olan George Orwell de doğal olarak Yengeç'ti.

 

Suçluluk duygusu


Ama Yengeç meraklıdır da. Başkalarının hayatlarını merak eder. Jean Cocteau ölmüş yazarların günlüklerini okumanın onlardan uzun mektuplar almaya benzediğini söylerdi. Yengeç hatırlanmayı, önemsenmeyi, korunup kollanmayı, aranıp sorulmayı sever. Kendi de böyle davranır. Enis Batur bu nedenle denemelerinde okurlarına mektup yazar gibidir. Tüm düşüncelerini, izlenimlerini bıkıp usanmadan aktarır yazılarında.


Duygularını da tabii. Yengeç bir duygu insanıdır, coşkudan karamsarlığa savrulup durur. Kah Emma Goldman gibi dansedemeyeceği devrimi istemediğini söyleyecek kadar coşkulu ve açıksözlüdür, kah Hemingway gibi iflah olmaz biri. Hemingway maceralı bir hayat sürmüştü ama içindeki karanlığı hiçbir şey avutamamış olmalı ki, sonunda tetiği çekip işi bitirdi. Yengeçler bu yola sık başvurmazlar ama, bazan abartıp öyle bir tetiğe dokunurlar ki, ortalık birbirine girer. Maalesef Bush da Yengeç'tir ama yazar değildir. Yazarlar genellikle bu kadar hasar yaratmazlar. Ama onlar da hayalperesttir. Aslında Yengeçler rüya gördüklerinde, hayal kurduklarında genellikle hoş şeyler yaparlar. Mesela Ahmet Hamdi Tanpınar. Abdullah Efendi'nin Rüyaları'nı yazmıştır. Saint Exupery ise Küçük Prens'i. Yani bütün Yengeçler kötü değildir. Hatta yazar olarak genellikle çok da iyidirler ama yolda, orda burda karşımıza çıkanlarının çekilmez olma ihtimalleri yüksektir.. Boynu bükük halleri ile insanda sürekli bir suçluluk duygusu uyandırırlar. Ya da doğrudan huysuzluk ederek yine aynı hedefi tuttururlar. Neyse ki onları hemen Aslan izler de, Yengeç'e maruz kalmanın sıkıntısı biraz hafifler.


Yengeç yazarları


Marcel Proust / Jean Jacques Rousseau / George Orwell / Jean Cocteau / Emma Goldman / Ernest Hemingway / Sain Exupery / Enis Batur / Ahmet Hamdi Tanpınar

 

 

AKREP

 

Akrep derin suların gamlı yolcusudur. Hep daha derine inmeye çalışır, indikçe iner, inmenin sonu yoktur, çıkmaya çalışır, o zaman tehlikeli olur. Akrep'in kuyruğu vardır, derinlerde kuyruk uyur, sakin durur, yüzeye yaklaşınca harekete geçer. Yüzey Akrep için tehlikelerle dolu bir yerdir, Akrep'in kuyruğu da yüzeydekiler için tehlike arzeder. Astrolojinin en doğru mitolojilerinden biri Akrep'in soktuğudur. Akrep sokar! Kötü niyetinden değil, iyi niyetinden de değil, yapısı gereği. Akrep kendini tehlikede hisseder, savunmaya geçer, savunması saldırıdır, bir tür savaş! Ancak Akrep bu konuda dürüstlükten yanadır. Ezra Pound'un sorunu savaşın kendisiyle değildi, modern savaşın koşullarıylaydı, modern savaşın kimseye doğru insanı öldürme şansı tanımadığından yakınıyordu. Yani öldürmeye değil, yanlış insanı öldürmeye karşıydı. Akrep zaten toplu yapılan şeyleri de pek sevmez, tekil işlerin insanıdır, keşiş ruhludur. İnzivaya çekildiği yer ise kendi düş dünyasıdır. En azından John Keats bu fikirdeydi. Bir Akrep'in düş dünyasında ise geçmişin derin ve engin izleri vardır. Dostoyevski okulda hepimize birçok şey öğretildiğini ama gerçek eğitimin belki de çocukluğa ilişkin güzel ve kutsal bir anıdan öte bir şey olmadığını söylerdi. Aynı Dostoyevski, insanlığa olan sevgisi arttıkça insanlardan uzaklaştığını da söylerdi. Bu da tam Akrep'lik bir şeydi, idealleri gerçeklerden çok sevmek. Ama zaten Schiller de tüm dünyanın tanrının bir fikri olduğuna hükmetmişti. Bazı Akrepler ise fikirleri değil, düşleri sever, Sylvia Plath "Mantıktan kaçış yok mudur?" diye sormuştu acı acı.

 

Sevgide çoğulcu değil


Ama Akrep sadece düşünüp kurmaz, eyleme de geçer. Tekil eylemlerinde intihar ona uzak değildir. Sylvia Plath gibi, çevirmen ve şair Hür Yumer de intihar etmişti. Ama Akrep başkalarına karşı da eyleme geçer. Burada da dürüstlükten yanadır. Kalbinizi en kıracak bir gerçeği, artık hiç bilmek istemediğiniz bir zamanda, yaklaşık olarak olayın üstünden on sene geçtikten sonra açıklayıverir. Sizi uyarıyordur. On yıl önce olsa gerçekten uyarı yerine geçebilecek şeyi, artık geri dönüşsüz bir acı anıya dönüştükten sonra söyleyivermesi onun açıksözlülük anlayışının bir parçasıdır. Sabırlı ve hafızası güçlü bir insandır, başınıza gelebilecek her şeyin gelmesini bekler, izler, sonra dersinizi hiç unutmamanıza yardımcı olur. Bu dersi de hiç unutmaz, Akrep'i defterden silersiniz. Akrep'le yapılacak en iyi şeylerden biri budur, çünkü Akrep sizi çok sevdiğinde de başkalarından çok nefret etmeye devam eder. Ama Akrep hep çelişkili duygularla doludur zaten, Camus, her isyanın bir masumiyet özlemi taşıdığını söylerdi. Akrep de böyledir, birisini ya da bir şeyi çok sevdiği için diğerlerinden nefret eder. Sevgide de çoğulcu değildir. Hele iyimser hiç değildir. Bu nedenle de karamsar bir mizah anlayışı vardır. Ama hakkını yememek gerek, karamsar maramsar, gerçek bir mizah duygusu vardır. Nazif Topçuoğlu'nun fotoğrafları ve fotoğraf üzerine yazdığı kitapları da kural tanımaz bir kara mizahın izlerini taşır.


Akrep her zaman da mizahi değildir. Türkiye Cumhuriyeti de Akrep'in etkisindedir ve pek az şeyi mizahla geçiştirilebilir gibidir. O halleri bu halleri falan gülünecek gibi değildir ama Akrep'varidir, derindir, sakıncalıdır. Bu nedenle bir bileni de, yılmayanı da hep Akrep'tir.


Bununla birlikte Akrep genellikle kolay yılan biri değildir. Zaten kafasına takılanlar da yılgınlık kaldıracak konular değildir, derin ve bilinmezlerle doludur. Akrep bilinmezlere şekil verir bunu da binlerce yıllığına insanlığa miras bırakır. Aziz Augustus, Hıristiyanlığın dünya görüşünü oluşturan düşünürlerden biriydi. İlk günahın tüm suçunu kadınlara yüklemişti, onları şeytanın yardımcısı durumuna sokmuştu ama ömrünün çok uzun bir döneminde kadınlarla keyfettikten sonra. Oysa tanrıya yakarırken, inzivaya çekilecek kudret dilemiş ama bunu mümkünse ilerki yaşları için sipariş etmişti. Akrep hesapçı olduğu gibi nankördür de, yaşadıklarından derin bir pişmanlık duyduğunda faturayı karşı tarafa keser. Zaten Akrep her şeyden derin bir şeyler duyar. Tek sorun hep derinde kalmayıp insan içine karışma merakının da olmasıdır. İnsanlarla sorunu da orada başlar. Oysa esas sorun insanın Akreple olan durumudur. İstediğinde çok cazip olabilen bu insanla nasıl başedebileceğini bilememek. En kolay çözüm yazdıklarını okuyup kendilerinden uzak durmaktır. Yanlarında bulunduğunuzda da dediklerini ciddiye alın. Hafife alınmaya hiç gelemezler. Murphy yasalarını hatırlayın: "Karanlık bir tünelin içindeki ışık üstünüze gelen bir trenin lambası olabilir." Güleryüzlü bir Akrep de aslında dişlerini gıcırdatan bir ejderha olabilir.


Ama eğer Akrep'in karamsarlığından sonra Yay şahane olur sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Yay'ın iyimserliği Akrep'in karamsarlığından bile daha yorucu olabilir ama en azından dışa dönük ve tehlikesizdir.


 

Akrep yazarları
Ezra Pound, John Keats, Dostoyevski, Schiller, Sylvia Plath, Albert Camus, Hür Yumer, Nazif Topçuoğlu

 

 

BALIK

 

Bütün ömrünü dere tepe zıplamaya adamış olan Jack Kerouac "İnsanın bütün ömrü bir yabancı ülkedir" demişti. Bunu ancak bir Balık söyleyebilirdi, çünkü insan karada, Balık suda yaşar, yani Kerouac kendini hep yaban ellerde hissetmekte haklıdır.


Balık ters yöne doğru yol almaya çalışan iki balıkla temsil edilir. Victor Hugo, "İnsanlık tek kutuplu bir daire değil, iki kutuplu bir elipstir" diyerek bu durumu çok güzel dile getirmiştir, -tek sorun Balık yerine insan demiş olmasıydı ama zaten Balık insancıldır -. Elipsin bir kutbunda gerçekler, diğer kutbunda ise idealler vardır, yani düşler, hayaller. Balık elipsin ikinci kutbunda salınır, hayalperesttir, duygusaldır, düşçüdür, imgelemi geniştir. W. H. Auden duruma açıklık getirmek için düşçülüğü imgelerin yendiği bir sofraya benzetir. Bu sofrada "bazıları ağzının tadını bilir bazıları ise pisboğazdır. Birçokları ise imgelerini pişirmeden konserve kutularından bir lokmada, düşünmeden, tadını almadan yalayıp yutarlar." Balıklar ise sindire sindire, tadını çıkartarak yerler, mizah duyguları gelişmiştir. Nitekim Lale Müldür, 'Depresyon Efendisi' adlı yazısıyla depresyonun bile nasıl tadını çıkarttığını anlatmıştı. Balık olmayanlarla Balıkların ruh kardeşi Oğlak olmayanlar pek anlamamıştı espriyi ama bu zaten Balığın kaderidir. Balığı kendi bile zor anlar. Balık derinlerde gezer.


Ama derinlerde gezerken boş durmazlar. Çünkü yine Hugo'ya göre boş durmak tembellik değildir, bir görünür bir de görünmez çalışma vardır. "Seyretmek emek vermek, düşünmek yapmaktır." Diğerlerinin anlamadığı da budur. Herkes onları tembellik ve sorumsuzlukla suçlayabilir ama aslında Balık harıl harıl çalışmaktadır, Zaten Balık için "hayat tadı çıkartılacak bir armağan değil, canla başla çalışarak yerine getirilecek bir ödevdir". Schopenhauer bunu açıkça belirtmiştir. Yalnızca çalışma biçimi farklıdır. Başkaları emek verip yaparken Balık seyreder ve düşünür. Zodyağın son burcu olarak insan ruhunun en olgun dönemini temsil eder, olgunluğun zirvesinden bakar ve duruma bir açıklık getirmek ister, gördüklerini derleyip toparlamaya çalışır. Çünkü Balık gayet iyi bilir ki insan zihni dağılmaya pek müsaittir. Gördüğü genellikle hoşuna gitmez, zaten yapılışlarına pek karışmamışdır, eleştirir. "Şu dünyayı tanrı yarattıysa onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar" diyen de yine Schopenhauer'dir. Balık bu sonsuz çabasına bir son verse belki rahat edecektir ama vermez, gerçekleri bulmak için çabalar ama gerçekler Balığın canını yakar. Lawrence Durrell şikayet eder, "Belki de tek hastalığımız, birbirimizden yola çıkarak ürettiğimiz öykülerle yetinmek yerine dayanamayacağımız gerçeklerin peşine düşmektir."

 

Olgunluktan ve sabırdan yana


Kendi gerçekleriyle hayat birbirine uymadığında Balık uyumsuz kalır ama fikrinden vazgeçmez, gündökümlerinin adını 'Bir Uyumsuzun Notları' olarak belirler, yaz düşleri kurar, kış düşleri yazar. Tomris Uyar da Balıktır. (Balıkların gözleri genellikle dikkat çekici ölçüde güzel, bakışları da anlamlıdır. Bunun konumuzla bir ilgisi yok.)


Anais Nin, insanın dünyasının kendi cesaretiyle doğru orantılı olarak daraldığını ya da genişlediğini söylemişti. Balık maceracıdır. Ama maceralarında en büyük silahları başkalarını anlama yetenekleridir. Yoksa Hugo sefil değildi, sadece sefaleti anlıyordu. Ama gelin görün ki, anladığı şeye gözünü karartarak dalanlardan değildi. "Akşama kalacak yeri olmayan birine adını sormayın, illa tanışmak isteyen insanlar sığınacak yere en çok ihtiyacı olanlardır" derken bir Balık olarak kendini koruma gürüsünün ne kadar geliştiğini belli ediyordu. Balık dişi bir burçtur, kadınlar ve kadın olma durumu edebiyatlarında önemlidir, kadın olmadıklarında Ahmet Altan gibi kadınların yazarı olurlar. Lawrence Durrel bir kadınla yapılabilecek üç şeyi saymıştı: Aşık olmak, uğruna acı çekmek, roman kahramanı haline getirmek. Balık için üçü de aynı kapıya çıkar, Balık hikayeleştiremediği şeylere ilgi duymaz, ilgi duyduğu şeylerden de genellikle acı çeker. Kadın olduklarında ise bunu kendileriyle yaparlar. Aslı Erdoğan kendini toplumun ötekisi olarak kurgular ve acı çeker. Anlattığı acılara bakıp, "e ne var bunda?" demeyin, Balık bir de üstelik alıngandır, insandan anlayış, sabır bekler. Tıpkı W. H. Auden'ın dediği gibi "belki de tek bir ölümcül günah vardır, sabırsızlık." Balık olgunluktan ve sabırdan yanadır ama, kapıda bekleyen Koç, zodyağın ilk burcu, insan ruhunun en genç evresidir. Dokuz aylık bekleme sürelerine bile zor dayanmış sahne almak için tepişip durmaktadırlar.

 

Kaynak: Sırma Köksal/ Radikal Gazetesi Kitap Eki

 


Kayıp Karga | İletişim | rss takibi

Bohem Mekan 2007-2008 © Tüm Hakları Saklıdır
Programlama : Yaman Tasarım Ve Programlama
Tema dizayn   :