ŞiirÖyküDenemeÖzgür MetinKitapMüzikBilge
Arama

Okur- sanız & Yazar- sanız | Bohem Mekan; Öykü - Kaybolmuş Dünyanın, Hüküm Giymiş Adamı......

Kaybolmuş Dünyanın, Hüküm Giymiş Adamı... 5

"beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. iyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. ilgimi çekerler. küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam."

 charles bukowski

 

Orada öylece oturuyorduk. Sözünü kestiğimden beri sağdaki teknelere bakıp iç çekiyordu. Ben ise onunla birlikte arkasındaki köprüyü izliyordum. Önümüzde sarhoş bir ayyaş dedesinden kalma şarkıları anıra anıra söylüyor, sonra her şeye küfür ediyordu. Ben susuyordum, ona baktıkça kendini ne kadar abarttığını düşünüyordum, yoksa abartılıyor muydu? Anlayamadığım ne vardı onda? Neydi ondakı yanıtlanmamış sorunun cevabı?

"Ne kadar büyüksün?" diye sordum. Bana baktı, biraz güldü ve bir sigara yaktı, "Şu adamı görüyor musun? Tabi ki de görüyorsun...İşte o da her gün kendine bu soruyu soruyor..." dedi."Ama ben sana soruyorum..." dedim ve çantamdan suyumu çıkardım. "İşte ben de kendime soruyorum, ne kadar büyüğüm ben? Sence yanıtlanması gereken sorum bu mu ?" dedi ve sıgarasından bir nefes aldı. "Her insanın merakı vardır, sen hiç merak etmez misin? " dedim ve suyumdan birkaç yudum daha içtim. "Bence sen soruyu yanlış yerden soruyorsun..." dedi ve parmaklarını şaklatmaya başladı; "İnsanlar böyle işte, her şeyin cevabını istiyor, her şeyi sorma hakkını buluyor!".Komiğime gitmişti, güldüm; "Sormayalım yani? İlahi sen...". Parmaklarını daha hızlı şaklatmaya başlamıştı, teknelerden gözünü ayırıp ayyaşa döndü; ama hala benle konuşuyordu "İnsanlar her şeyin cevabını istiyor, onlar için bir sürü kitap yazıldı, cevabını bulamayanlar okudu, sorusunu soramayanlar inanmadı ve dostum sen ikisi de değilken benim başımı şişirmeye mi niyetin var ki böyle acayip sorular soruyorsun...". Galiba anlamıştım, savaşlar,barışlar,aşklar,hayatlar,ölüm,yaşam vesaire ve de vesaire.Hepsini bir anda düşünmüştüm, soru sormaktan çok sohbet etmek niyetindeydim aslında, bunun farkına vardığımda ölümden söz ediyordum;" ...ve ölüm zaten insanın en baştan beri yaşadığı bir duygudur.". Başını salladı, sigarasından bir nefes daha aldı; "Aslına bakarsak, yaşam yavaş yavaş ölmektir, yaşam bir süreçtir, yaşadığın her şey aslında senle birlikte ölür yani aslında hiç yaşanmamıştır...". O sırada yoldan geçen mısırcıyı görmüştüm,elimi havaya kaldırdım ve sordum "Mısır ister misin?"...."Neden olmasın?" dedi... Neden olmasın ?

Mısırın tanelerine baktıkça aklıma başka ve de başka şeyler geliyordu."Tuzu az bunun." dedim ve güldüm. "Boşver ben de tuzsuz yiyorum damarlarıma dokunuyor." dedi ve güldü."Olsun en fazla ölürüz! " dedim ve biraz tuz koydum. biraz kızmış ve de bozulmuştu mısırı yere attı, "kimse ölmek istemez..." dedi. Ölmekten korktuğu ap ve de açık belliydi, üzülmüştüm "Haklısın galiba kimse ölmek istemez." dedim ve sırtını okşadım. "İnsanlar ölümü çok kolay bir şey sanıyorlar, anlamıyorum nedir amaçları,yaşam diyorum ya! Yaşam! Koskoca bir yaşam, küçücük bir ölüm ne kadar korkunç! sen ise burda çerez yer gibi ölmekten söz ediyorsun!" dedi ve bir sigara daha yaktı. Diğerini ne zaman bitirmişti ki? Neyse... "Belki de herkes yaşamaktan o kadar mutlu değildir, ondandır ölümün sabırsız beklenişi..." dedim."Bak, herkes yaşamak ister, sadece yaşama şeklini beğenmeyen insan sayısı fazladır,neticede ölüm onlara ödül gibi gelir, bence bu büyük bir saygısızlık ve de hakarettir..." dedi ve parmaklarını şaklatmaya devam etti. "Savaş yokken barış için ölmek, en acısı insanın birbirine zulmü, dünyaya zulmü ve de vesairesi..." dedim. Sakinleşmişti...Güldü; "İnsanları düşünmekten ne zaman vaz geçeceksin?". "Bilmiyorum, onlar ne zaman beni düşünmeye başlarlarsa!" dedim. Parmaklarını şaklatmaya devam ediyordu; "Unutma, kimse seni düşünmeyecek, çünkü dünya senin etrafında dönüyor bir su damlası bile senin için akıp gidiyor, sen ise burda kendin için üzülüp başkalarına yanıyorsun.". Kafamı eğdim biraz buğuk bir tonla konuşmaya başladım; "Hayat aslında yataksız akan bir dere gibi benim için, çok savruluyorum, çok kazıyorum, çok aşındırıyorum; ama bir türlü denizi bulamıyorum, sen mi bulduracaksın ki denizi bana, ondan mı böyle konuşuyorsun ?". "Benim sana bu saatten sonra yol gösterecek halim yok, senin kim olduğunu yaşamın ve çevren belirler; ama ne olduğundan hep sen sorumlusundur... Bunu unutma." dedi ve kafama vurdu.Acıdı galiba, unutmamam lazım... Evet evet, unutmamam lazım.Ne olduğum ve de ben,böyleydi değil mi, hayat; karekökünü alıp kendisiyle çarptık, elimizda aynısının benzeri bir sürü farklılık çıktı, denklem bu kadar basit işte!

Aslında en makbul olan sıradan olandır.Böyle dedim işte;"Aslında en makbulü sıradan olandır,insanlar için sıradan olmak çok zor,hepsi -birbirinin aynısı- "farklı"lar."Aslında hikayeler böyledir, hepsi aynı şeyi anlatır fakat her zaman bir tanesi çok okunur." dedi ve bir sigara daha yaktı.Bundan öncekini ne zaman bitirmişti ? Aman tanrım anlamıyorum onu... "Aslında bu benim hikayem, sen veya bir başkası, mesela şu ayyaş, sadece aktörlersiniz, bu hikaye benim." dedim.Güldü;"Doğru, bu senin hikayen.".Evet, haklıydı, dünya benim etrafımda dönüyordu ve şu öndeki ayyaş o aptal şarkıyı tekrar söylemeye başlamıştı; "Bir susmadı gitti...".Kafasını salladı, az aşağı eğilip "Amca o lanet ve de olası çeneni kapatır mısın bir zahmet? " diye bağırdı ve bana döndü; "Evet, nerede kalmıştık?". Nerede kalmıştık ya?

Sıradan bir hikaye olmasını istiyordum benimkinin, söz ve de müzik bana ait ;ama sıradan, basit çizgilerle; ama dahice! Cenaze müziği gibi ya da düğün...vesairesi ve de vesairesi..."Toplu katliam..." dedi. "Ne olmuş toplu katliama?" dedim. "Birçok hikaye orada yok oluyor." dedi.Güldüm; "Eğer bir toplum ölürse bu bir istatistik olur;eğer bir insan ölürse bu bir hikaye olur...Senin dediğin de bu değil miydi zaten? birbirinin kopyası hikayeler...".Haklıydım..."Haklısın" dedi ve cebinden bir silah çıkardı " Eğer bir toplum ölürse bu bir istatistik olur;eğer bir adam ölürse bu bir hikaye olur...Bu da senin hikayen dostum, yaz bunu o zaman...".Korkmadım desem yalan olur, fakat öndeki ayyaşın silah sesinden sonra yerde ve de yatan ölüsünü görünce sakinleştiğimi söylemem gerekir."Neden yaptın ki bunu ?" dedim ve ayağa kalktım."Bu da benim hikayem dostum; ama bunu sen yazacaksın değil mi?" dedi ve karanlıkta kayboldu.Kendi kendime "Evet,yazacağım" dedim.Evet, yazacağım.

...Ve kimin konuştuğu belli değildi...

 


Kayıp Karga | İletişim | rss takibi

Bohem Mekan 2007-2008 © Tüm Hakları Saklıdır
Programlama : Yaman Tasarım Ve Programlama
Tema dizayn   : Bohem yazar