"Bir şey oldu" cümlesini iki şekilde seslendirmek mümkün: Tekinsiz, ürpertici, ürkek bir tonlamayla, ya da, "sonunda bir şey oldu işte" gibi emin, iddialı bir tonlamayla. Öyküler belirsizlikle belirliliğin çekiştiği bu gerilimde duruyor. Ve aslında, bir öykü dışında ('Büyük Yeşillik') hiçbir öyküde bir şey de olmuyor. 'Büyük Yeşillik'in sonundaki o kötü kaza, sanki bu öykülerin yazarının bir kazaya kurban gitmemek, bunun için de kendini hiçbir duyguya ya da olguya bağlamamak üzere verdiği kararın belasavarı.
Özgüven'in öykülerinin hemen hepsi pek çok ihtimali barındıran, dolayısıyla da henüz anlatılmamış başka öyküleri örten öyküler. Bu aslında öykü türünün bir özelliği ama Bir Şey Oldu'da kuvvetle vurgulanmış, öne çıkarılmış bir özellik. Özgüven'in öykülerine bir tür 'kabuk' öyküler de diyebiliriz; altında o kabuğu delmek, çıkmak için kıvranan birçok başka öyküyü barındıran, hatta bastıran öyküler. Kitabın ilk öyküsü de zaten bu formülü açık ediyor. 'Penguen Masalı'nın anlatıcısı, öykünün sonunda arkadaşına, "neydi bu penguenin hikâyesi yahu unuttum" der, 'yalandan'. Bir kez daha anlattırır öyküyü. Oysa bu ikinci anlatış da tümüyle boşunadır, çünkü asıl öyküler bir iddia uğruna bir çocuğun en sevdiği oyuncağını alıp yıllarca baş köşede saklayan kazık kadar bir adamın nasıl bir adam olabileceğinden, onun çocukluğundaki noksanlardan, penguenini yitiren çocuğun ne yaptığından, ve son cümlede, "Kız ekmiş bunu, direkten döndüler"de saklı hınç ya da hasetten esinlenebilecek anlatılarda saklıdır.
Bir Şey Oldu'da toplanan öykülerde dikkat çeken bir tezat bu öykülerin klasik anlamda tamamlanmamışlıklarına karşın, görsel bakımdan ne denli tamam oldukları. Nesnelerin neredeyse klostrofobi yaratacak yoğunlukta doldurdukları mekânlarda boy gösteren öykü kişileri de, bu görselliğin türüne göre sanki ikiye ayrılıyorlar. Bir bölümü, ayrıntıyla resmedilmiş eşyanın egemeliğine boyun eğmiş, güdük ve güdük kalmaya mahkûm karakterler, 'Penguen Masalı'nın Hızır'ı, 'Gürol'un Annesi'nin Gürol'u, 'Öteki Adres'in Şerif'i, 'Asansördeki'nin Levent'i gibi. Bir de, bu görsellikte gizli bir tür aşkınlık sezdiren, imgelerin fantastik evreninde gezinebilen karakterler var; 'Hayvanların Âlemi'nin Melih'i, 'Seyahatte ve Ölümde'nin Tunca'sı, ve tabii 'Bir Şey Oldu'nun Ayşe'si gibi. Aşkınlıktan kaçmayı amaç edinmiş bu öykülerin, amaca karşı ayaklanan, ve okura "bir şey olacak" dedirten kişileri bunlar.
Ve sanırım daha birçok şey olacak; Fatih Özgüven öykücülüğü sürdürecek. Çünkü, bence, doğuştan öykücü o...
Jale Parla- Radikal Kitap Eki, 12 Mayıs 2006
Fatih Özgüven- Bir şey Oldu
Öykü
Metis yayınları
İlk basım: Mart 2006
126 sayfa
İçindekiler: Penguen Masalı, Akıllı Şey, Büyük Yeşillik, Arkasındaki Hayal, Gürol'un Annesi, Seyahatte ve Ölümde, Öteki Adres, Doğum, Kader Müziği, Asansördeki, Hayvanların Âlemi, Boğaziçi Cinayetleri, Bir Şey Oldu