Okulumun bittiği artık yapacak hiçbir şeyimin kalmadığını düşündüğüm zamanlardı. İş de yoktu zaten bütün gün perdeleri örtük evimde kadınlar için yapılmış programları seyrediyor, karısı başka adamlara kaçmış adamlar için üzülüyor haklarında fikirler yürütüyor, kısacası vakti öldürmek ile kalmıyor küçük küçük parçalara ayırıp katlediyordum. Yine böyle bir günde kapı çaldı ben yine “psikopat yönetici saçma bir istekle kapıma dayandı” düşünceleri ile kapıyı açtım, karşımda; çok babacan suratlı 50-60 yaşlarında üstü başı eski kıyafetlerle donanmış bir amca vardı, <oğlum tanrı misafiriyim ben> dedi. Uzun süredir okuduğum mizah dergileri, ilahi hikayeler ve çeşitli hikayelerdeki ana karakterin başına gelen hadise benim de başıma gelmiş, nur yüzlü bir dede tanrı misafiri olduğu iddiası ile kapıma dayanmıştı. Bir anlık şaşkınlık ve bu saçma düşüncelerimden sıyrıldıktan sonra dedeyi içeriye davet ettim, evin dağınık olduğunu kusura bakmamasını söyledikten sonra bir şey isteyip istemediğini sordum, bir bardak su istedi aslında bunu daha önceden tahmin etmiştim gibi salak bir düşünce ile böbürlenip suyunu getirdim ve sordum nereden geldiğini nasıl bu hale geldiğini, apartmanın en üst katındaki beni nasıl bulduğunu, sizin bu apartman g.t olmuş diyerek sözüne başladı, hepsinin anasını avradını sülalesini, diyerek ekledi, o nur yüzlü dede gitmiş, bir sokak adamı gelmişti, bu adamın şarapçı olduğunu anlamam uzun sürmedi zira “beş liran var mı şarap alacağım” sorusu ile kendini açıkça ele verdi. Neden sonra bu pis kokan ağzı yüzü dönmüş şarapçı adamı yaka paça kapı dışarı edip su içtiği bardağı attım ve iki gün önce aldığım “Hürriyet” gazetesinin seri ilanlar kısmından iş aramaya başladım.