Çünkü onunla birlikte, gözünü kapamadan önce gördüğü dağın doruğu da öldü evin penceresi de öldü havlayan köpek de öldü çeşmenin akan suyu da öldü rüzgârda salınan kavaklar da öldü
eriyen kar da öldü ve en son güneş öldü-
Beni heyacanlandıran, merakımı ırgalayan ve okurken epeyce keyf aldığım kitaplardan biri "Doğu Öyküleri". Kitapta yirmi bir öykü var ve bunların on yedisi kısa kısa öykülerden oluşuyor; yukarıdaki "Ses" öyküsü gibi. Ya da Ferit Edgü'nün kendi deyimiyle "Minimal Doğu Öyküleri". Öyküler biçim yönünden oldukça başarılı, duygu yoğunluğu ise tıpkı Hakkari gibi gizemli, soğuk, sert fakat bir o kadar da sakin... Birkaç saatte bitirilecek türden bir kitap olmasına rağmen tekrar elinize alma isteği duyabilirsiniz. Çünkü kısa kısa öykülerin bir özelliği belki de tekrar tekrar okunmasına imkan vermesidir.
07/07/2006 tarihli Radikal Gazetesi Kitap Ekinde; Kemal Varol ise şunları söylüyor, Doğu Öyküleri ve Ferit Edgü hakkında:
Ferit Edgü, içeriğe uygun farklı biçimler arayan, Türkçeye yeni olanaklar kazandırmış bir yazar olarak öne çıktı. Doğu Öyküleri, kısa ve yoğun anlatımın çok iyi bir örneği olmasının yanı sıra, yeni biçim denemelerinin olduğu yenilikçi bir kitap. Sözün giderek rafine hale getirildiği yoğun bir yalınlık tüm öykülerde karşımıza çıkıyor.
Ferit Edgü'nün, Türkçe düzyazıda bu denli biçimsel arayışlar içinde olan sınırlı bir yazarlar kuşağının son temsilcilerinden biri olduğu söylenebilir. Bu açıdan, Doğu Öyküleri, kısa ama yoğun diyalogları kadar, yazarın bu kısacık öykülerde kurduğu göndermeler ağıyla da önemli bir yere sahip. Yazarın, önceki kitaplarına (Hakkâri'de Bir Mevsim ve Kimse) yaptığı atıflar (dağ başında bir tekne aranması, O'nun kahramanlarından Halit'in yeniden ortaya çıkması gibi unsurlar) kitabın kurgusunu daha da sağlamlaştırıyor. Bu kitabında da alışılan anlatım biçimlerinin dışına çıkan Edgü'nün, Doğu Öyküleri'yle, minimalizmin Türkçedeki yetkin bir örneğini vermesi açısından da önemli bir yerde durduğunu belirtmek gerekiyor.
Doğu Öyküleri, Türkçe için aşılması zor, bir eşik kitap niteliğinde.
Ferit Edgü, Kimse adlı kitabından on dokuz yıl sonra yazdığı Doğu Öyküleri'yle yeniden Kürtlerin arasına dönüyor. 1964 yılında yedek subay öğretmen olarak gittiği Hakkâri'nin Pirkanis köyünden benzersiz iki romanla dönen Edgü, iki romanında da kendine özgü bir Doğu imgesi etrafında yabancılaşma ve varoluş meselelerine eğilmişti. Ferit Edgü, bu kez, Kimse ve Hakkâri'de Bir Mevsim romanlarının kahramanlarından farklı bir biçimde, her iki anlamıyla da dil problemini aşmış ve 'artık' onlardan biri olduğunu söyleyerek aynı coğrafyaya eğiliyor.
'Mirza', 'İbram Oğlu İbramın Öyküsü', 'İnsan Kokusu' ile 'Mutluluk' adlarını taşıyan dört kısa öykü ile on yedi minimal öykünün yer aldığı Doğu Öyküleri, Ferit Edgü'nün, yalın ve duru bir dil ama yoğun bir atmosferle yazdığı, Türkçe için yeni sayılabilecek biçemsel denemelerle öne çıkıyor.
Doğu Öyküleri, kurmaca ve gerçekliğin iç içe geçtiği, bu iki durumun sıklıkla yer değiştirdiği, metaforlarla yüklü bir öykü kitabı. Her ne kadar bu öykülerin ana sorunsalı Edgü'nün çokça başvurduğu varoluş meselesiyse de, Demir Özlü'nün deyişiyle, Doğu Öyküleri'nin acı bir yalnızlığa adandığı görülüyor. Çünkü bu yalnızlık halinden hem anlatıcı, hem de öykünün kahramanı payını alıyor. 'Karakış' adlı öyküde, karda yürümeye çalışan Halit'le öğretmenin diyalogları bu açıdan çok çarpıcı bir nitelik taşıyor. "Karakış gelince içimize döneceğiz" diyen Halit'in tespiti hem kendisini, hem de öğretmeni kuşatan bir varoluş problemidir. Kitabın son öyküsü 'Ne'de geçen 'artık onlardan biri olma' ifadesi bu noktada anlam taşıyor.
Aşılması zor eşik
Bu acı yalnızlık halinden, giderek Hakkâri'yi de aşan, belki de Doğu'yla sınırlı olmayan bir varlık-hiçlik meselesine odaklanıyor bu öyküler. Buradan, Doğu Öyküleri'nin, yazarın ilk kitaplarında öne çıkan yabancılaşma meselesinin giderek silindiği, silindiği ölçüde de kurmacanın daha fazla öne çıktığı bir kitap olduğu söylenebilir.
Kürtler adına konuşmaktan özenle kaçınan Edgü, onların durumunu politik referanslara başvurmadan, somut unsurlarla, çoklukla kısa ama yoğun, çok yoğun diyaloglarla anlatıyor. Boşaltılan köyler, ölen-öldüren insanlar, 'sormadan ve görmeden' görevini yapan görevliler, geçit vermeyen dağlar ve diğer zor doğa koşulları, dil problemi gibi meseleler Edgü'nün çarpıcı üslubuyla anlatılıyor kitapta. 'Annem ve Ben' adlı öykücükte anlatılan göç meselesi bu durumun iyi bir örneği:
"Köy göçmüş.
Çocuklar (bile) ölmüş.
Aileden hayatta bir o kalmış bir de annesi.
Böyle diyor:
Peki siz ne yapacaksınız? diye soruyorum, yalnızca bir şey söylemiş olmak için.
Duralamadan, ilkin soruyor, sonra yanıtlıyor:
Biz mi? Biz de yakında öleceğiz. Annem de, ben de.
Peki niçin gitmiyorsunuz burdan? diyorum.
Gitmek mi? diyor (şaşkın) Biz her yere gittik. Annem ve ben. Burdan başka neresi kaldı ki?".
Doğu Öyküleri/ Ferit Edgü
Yapı Kredi Yayınları/ 1996
69 Sayfa
Sel Yayıncılık/ 2006
78 Sayfa
5 YTL