2 Şubat 1882 günü İrlanda'nın başkenti Dublin'de doğdu. 1904'te İrlanda'dan ayrılan Joyce, yaşamının geri kalan bölümünü Trieste, Paris ve Zürich'te geçirdi; 13 Ocak 1941'de Zürich'te öldü.
On kardeşin en büyüğü olan Joyce, altı yaşındayken gönderildiği yatılı bir Cizvit okulunda 1891'e kadar okudu; birkaç ay bir Hıristiyan Kardeşler okuluna gitmesinin dışında, iki yıl boyunca annesinin yardımıyla kendini eğitti. 1893'te Dublin'deki Cizvit okuluna ücretsiz olarak kabul edildi. Daha sonra yine Dublin'deki University College'e girdi. Cizvit rahiplerinin ders verdiği bu okulda dil öğrenimi gördü. Kitap okumaya ve okul dışı etkinliklere büyük zaman ayırdı, hayran olduğu Henrik Ibsen'in oyunlarını aslından okuyabilmek için Dan-Norveç dilini öğrendi. 18 yaşındayken, Ibsen'in "Biz Ölüler Uyanınca" oyunu üzerine yazdığı denemenin Londra'da çıkan bir dergide yayımlanmasının getirdiği erken başarı, ona yazar olma yolunu açtı. Kitap eleştirileri ve şiirler yazarak başladığı yazı yaşamını, daha sonra, yaşamındaki birtakım olayları kaynak alarak yazdığı ilk romanı Stephen Hero ile sürdürdü. Bu kitabı sonradan A Portrait of the Artist as a Young Man adıyla yeniden yazdı. (1916'da ABD ve İngiltere baskıları art arda yayımlanan bu roman, Murat Belge tarafından Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi adıyla Türkçeye çevrilmiştir.) Bu arada 1914'te Dubliners (Dublinliler, Murat Belge) adıyla yayımlanacak olan öykülerini, tek oyunu olan Exiles'ı (Sürgünler, Selçuk Yönel) ve şiirlerin (Bütün Şiirler, Osman Çakmakçı) yazmayı da sürdürüyordu.
Joyce, Ulysses'ı ilk kez, 1906 yılında Roma'da bir bankada çalışırken Dubliners'a eklenecek bir öykü olarak düşünmüştü. Bu öyküyü hiçbir zaman yazmadı; bunun yerine 1914'te roman olarak yazmayı tasarladı, aynı yıl içinde de kitabı yazmaya başladı. Ulysses, Mart 1918'de ABD'de çıkan Little Review dergisinde dizi biçiminde yayımlanmaya başladı; Joyce bir yandan yazarken bir yandan da yazdıklarında değişiklikler ve düzeltiler yapmayı sürdürüyordu. Roman, dergide yayını sürerken, 1920'de yasaklandı ve kitap olarak ancak 1922'de Joyce'un yaş günü olan 2 Şubat'ta Paris'te Shakespeare and Co. kitabevinin sahibesi Sylvia Beach'in çabalarıyla yayımlanabildi. Joyce ertesi yıl, son romanı olan Finnegans Wake'e başladı. Bu roman 1939'da yayımlandı. Joyce 1941'de öldüğünde, Finnegans Wake'in ilgi görmemesi yüzünden düşkırıklığı içindeydi. oysa bugün, bu kitap hem Joyce'un hem de 20. yüzyıl edebiyatının başyapıtlarından biri kabul edilmektedir.
Joyce, 1904'te Nora Barnacle adında bir genç kadınla tanışmıştı. (Nora Barnacle ile 1931'de, evliliğe karşı olmasına rağmen, kızının ısrarları üzerine evlendi.) Ulysses, Joyce'un kendi anlatımıyla Nora Barnacle'ı sevdiğini anladığı gün olan 16 Haziran 1904 günü Dublin'de geçer. (Romanın asıl kahramanı bir bakıma Dublin kentidir. Her yıl 16 Haziran günü Dublin'de düzenlenen "Bloomsday" yani Bloomgünü'nde, kitaptaki bölümlerde geçen yerlerin dolaşıldığı turlar düzenlenmektedir.) Konu, özünde son derece yalındır: Öğrenci Stephen Dedalus ile serbest çalışan Yahudi asıllı bir reklam toplayıcısı olan Leopold Bloom'un karşılaş(tırıl)maları. Ancak asıl anlatılan, bu iki kişinin bireysel kimliklerini aşan daha büyük bir gerçeğin parçası olduklarıdır: Stephen "sanatsal" doğanın, Bloom ise "bilimsel" doğanın temsilcileridir. Öte yandan, bu iki dışlanmış kişilik, hem Joyce hem de birbirleri için de özel bir öneme sahiptirler: Stephen, Joyce'un gençliğinin, Bloom ise olgunluğunun yansımalarıdır; Bloom, Stephen'ın, deyim yerindeyse, "manevi babası"dır vb. Ama kitabın edebiyat açısından asıl önemi, çatısının Homeros'un destanı Odysseia ile simgesel koşutluğundan ve Joyce'un kullandığı değişik teknik ve biçemlerden, özellikle de 18. ve son bölümde Bloom'un karısı Molly'nin düşüncelerinin yansıtıldığı "bilinç akışı"ndan gelir.
Ulysses, yılar boyunca, kimine birkaç kez olmak üzere, Fransızca, Almanca, İtalyanca gibi bellibaşlı dillere, bu arada Çince gibi "uzak" dillere de çevrildi; üzerine onlarca kitap yazıldı. Türk okuru ise, şimdiye kadar ancak, içlerinde özellikle Doğu ve Uzakdoğu gizemciliği ve Geştalt terapisi üzerine çeviri vb. etkinliklerinden tanıdığımız Nevzat Erkmen'in de bulunduğu, bir iki çevirmenin, deyim yerindeyse "cüret ettiği" deneme niteliğindeki "parça" çevirileriyle yetinmek zorunda kalmıştı. Kitabın "tam ve tekmil" çeviri serüveni, 1991'de Yapı Kredi Yayınları Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi'nin kurulmasıyla başladı. Ulysses, danışma kurulunun dizide yayımlanmak için ilk seçtiği kitaplar arasındaydı. Yarışmaya gönderilen deneme çevirelerinden Nevzat Erkmen'in çevirisi yayımlanmak için uygun bulundu ve Nevzat Erkmen yoğun bir şekilde çalışmaya başladı (1992). Dört yıl süren zorlu bir uğraştan sonra, geçtiğimiz aylarda biten çeviri, Enis Batur'un da redaksiyonundan geçtikten sonra yayımlanmaya hazır duruma geldi. Kitap, Enis Batur'un "Joyce'un Kulesi" başlıklı "Ön-Söz"ü ve "1992'de Bir 'Ulysses', 1984'te Bir Başka 'Ulysses'" başlıklı "Arka-Söz"ü ile sunuluyor. Böylece, Nevzat Erkmen'in kitabı yazdığı "Çevirmenin Sözü"nde söylediği gibi: "Joyce'un ulusesi" nihayet Türkçede.
Jung tarafından Joyce'a yazılan mektup;
'Efendim,
"Ulysses" adlı yapıtınız öyle tedirgin edici bir psikoloji sorunu çıkardı ki dünyanın başına, psikolojide yetkili saydıkları bana başvuranlar çok oldu.
"Ulysses"kırılması kolay cevizlerden değilmiş meğer, beynimi patlattım anlayabilmek için (bir bilimci olarak ifade etmem gerekirse) bana oldukça pahalıya mal olan "tebdili mekanlara" neden oldu. Kitabınız ne belalar açtı başıma;bir kere ,elime alıp okumaya başlamadan, üç yıl kumrular gibi düşündüm. Ancak size de ,dev yapıtınıza da çok şey borçluyum, çok şey öğretti bana doğrusu. Hoşuma gidip gitmediği konusunda bir şey demiyeceğim. Kesinlikle bilmiyorum da ondan. Ancak sinirlerimi aşındırdığı, iliğimi emdiği kesin."Ulysses"üzerindeki yazımın sizce beğenilip beğenilmediğini bilmiyorum. Ancak ne kadar sıkıldığımı, homurdanıp durduğumu, küfrettiğimi ve ne kadar hayran kaldığımı açıklamaktan kendimi alamadım. Sonraki noktasız virgülsüz kırk sayfa tam psikolojik bir ziyafet. Şeytanın ninesi gerçek kadın psikoloji konusunda meğer neler biliyormuş,doğrusu ben o kadarını bilmiyorum.
Gene de o kısa denememi okusanız iyi olur, Ulysses'inizin dehlizlerinde yolunu yitiren,sonradan sırf bir şans eseri yeniden yolunu bulup çıkmayı başaran, tamamen yabancı birinin girişimi sayın. Denememden göreceğiniz gibi bakın bencileyin sözde dengeli bir psikoloğu ne hale soktu.
Derin beğeni ve saygılarımla"
Gene James Joyce der ki;
"Kent dolusu insan göçüp gidiyor,yine kent dolusu insan geliyor,onlar da göçüyor:her şey gelir, her şey göçer.Evler, ev dizileri,caddeler, kilometrelerce kaldırım, yığnlarla tuğla taşlar. El değiştirirler. Bir sahip gider, başka sahip gelir. Efendi ölmez, derler. Kimisi de, çık emri gelince, giyer ayakkabılarını, çıkar gider. Orayı başkaları satın alır altınla, ama yine de tüm altınları ellerinde tutarlar. Dolandırıcılıkla, yalancılıkla elde etmişlerdi. Kentlere doluşmuşlardı, çağlar geçtikçe yıkılıp giden kentlere. Çölde piramitler. Bunların yapım giderleri yalnızca ekmekle soğan. Kölelerin yaptığı Çin Seddi.Babil. Kocaman taşlardır geriye kalan. Dairesel kaleler. Moloz kalıntıları, yıkılmış varoşlar, derme çatma, kervansaraylar, çimentoyla kül karışımından yapılmış. Gece sığınmak için.
Kalıcı olan hiçbir şey yok ki."
Cem Akaş’ın Radikal gazetesi/ 10/02/2006 tarihli yazısı:
“James Joyce'un Ulysses 'i, yayımlandığı günden bu yana tüm dünya okuyucularını en çok zorlayan kitaplardan biri oldu. Virginia Woolf, kitap ilk yayımlandığında, hiç bu kadar 'zırva' bir kitap okumamış olduğunu söylemişti; kitap İngiltere ve Amerika'da sansüre uğramış, 1922'de Shakespeare&Co. adlı ünlü kitabevi tarafından Paris'te, 740 sayfalık bir kitap olarak, Hollanda malı el yapımı kâğıda, 1000 adet basılmıştı. Joyce bunlardan yüz tanesini imzalamıştı.
Bu ayrıntıları veriyorum, çünkü Ulysses'in ilk baskısı, Book & Magazine Collector dergisinin kitap müzayedecileri arasında yaptığı ankette 20. yüzyılın en pahalı kitabı seçildi ve 180 bin dolar fiyat biçildi. 2004 yılında imzalı ve çok iyi durumda bir nüsha, 288 bin dolara satılmıştı; ama müzayedeciler, o kadar iyi durumda bir başka nüshanın ortaya çıkmasını beklemediklerini söylüyor. İkinci sırada Arthur Conan Doyle'un romanı Baskerville'lerin Köpeği var, fiyatı 144 bin dolar. Harry Potter ve Felsefe Taşı 'nın ilk baskısıysa, çok yeni bir kitap olmasına rağmen 27 bin dolar ediyor.”
Tabii Dublin’i ziyaret eden Perihan Korkmaz’ın 14 Temmuz 2004 günü Hürriyet Gazetesi’nde yazdığı gezi notlarını da eklemeli:
James Joyce’un “Ulysses” eseri adına son beş yıldır 16 Haziran'da Dublin'de düzenlenen “Bloomsday” kutlamaları bu yıl, eserin kahramanının 100’üncü yıl dönümü adına yapıldı… Dublinli Leopold Bloom’un hayatından bir günü anlattığı Ulysses de, okuyucuyu 16 Haziran 1904 günü Dublin sokaklarında gezdiren James Joyce, Dublin yerle bir olsa ”Ulysses”in sayfaları takip edilerek, şehrin tekrar aynen yaratılabileceğini iddia eder. Yıllar önce Ulysses’in sayfalarında Leonard Bloom, karısı Molly Bloom ve şair Stephen Dedalus’un gözüyle gezdiğim Dublin sokakları bugün de aynı melankolisini hissettiriyor. Üstelik James Joyce’un ”Ulysses”de bahsettiği Davy Byrne’nin pub'ı bugün hâlâ Duke Caddesi’ndeki aynı yerinde duruyor.
A. Ömer Türkeş´in dilinden James Joyce:
İrlanda gerçeğini yansıtabilmek için sıradan insanların sıradan hayatlarını anlatmaya girişen Joyce’un başarısı sadece insan ve toplum gözlemlerinden değil, bu insanları eşya, mekan ve toplumsal hayat içerisinde çok zengin ayrıntılarla tasvir etmesinden geliyor. Onun imgelerle yüklenmiş şiirsel dilinde evler, odalar, yiyecek ve giyecekler, kentin sokakları öylesine donuk renklere bürünüyor ki, hiç bir hayat pırıltısı canlanmıyor gözümüzde, “yaşayan ölüleri” anlatıyor sanki Joyce. Mesela Araby hikayesindeki çocuk şu cümlelerle yapıyor bir günün dökümünü; “Koşup oynarken evlerin arkasındaki karanlık ve çamurlu ara yola girdiğimiz oluyordu; burada, gecekondularda oturan vahşi kabilelerin arasına düşüyorduk; karanlık ve nemli bahçelerin arka kapılarına geliyorduk; çöp çukurlarının kokusunu alıyorduk; bir arabacının beygiri kaşağıladığı ya da süslü koşumları sallayarak müzik yaptığı kokulu karanlık ahırlara bakıyorduk .
“Ulysses”in ilk basımındaki yaklaşık 5.000 dizgi yanlışını düzelten “Ulysses: A Critical and Synoptic Edition” (Ulysses: Açıklamalı ve Kapsamlı Basım) 1984’de yayımlanmıştır. İşte bu konuyla ilgili Enis Batur’un 1984 yılında yazdığı “1922’de Bir ‘Ulysses’ / 1984’de Bir Başka ‘Ulysses’ ” başlıklı yazının tamamı.
XX. yüzyılın ilk yarısında yayımlanan üç “anıt-roman”, modern anlatının çehresini belirledi: Proust’un “Yitirilmiş Zamanın Ardında” adlı 7 ciltlik kitabı üslûp farklılığıyla olduğu kadar ruhsal çözümlemelerinin derinliğiyle de tartışılmaz bir etki yaptı çağdaşlarımız üzerinde; Musil’in yarım yüzyıla yakın bir süre üzerinde çalıştığı ve bitiremeden öldüğü “Niteliksiz Adam” başlıklı romanının yayımlanmamış taslak-bölümlerinin birkaç bin sayfalık bir yumak oluşturduğunu açıkladı yayıncıları; Joyce’un ilk kez 1922’de basılan “Ulysses”i ise kelimenin tam anlamıyla, tek başına ‘kültür devrimi’ etkisi yaratmış bir roman oldu. Son 50 yıl içinde, yalnız Batı dünyasında değil, dünyanın pek çok ülkesinde, dil ve ifade düzleminde, perspektif ve cüret düzleminde bu üç romanın kaçınılmaz çıkış noktaları olarak değerlendirildikleri görüldü.
Joyce’un “Ulysses”inin bu üç roman arasında bile ayrıcalıklı bir yer tuttuğu bilinir: Yalnızca romancıların değil, başta şairler olmak üzere tüm yazınerlerinin “mutlu karabasanı” olmuştur, çıkar çıkmaz. Şairin ve yazarın, dil ve anlatım sorunları yaşadığı yüz yüze mücadelede büyük bir kırılma oluşturmuştur “Ulysses”; öte yandan, bir başka boyut daha kazanmıştır özgünlüğüyle: Bugüne dek yayımlanmış olan romanlar arasında, üzerine en fazla deneme ve eleştiri yazısı yayımlanan, en çok inceleme konusu edilen yapıt olmuştur. Tüm zorluklara karşın, birçok dile çevrilen “Ulysses”in son bölümü Yeni Dergi’nin “Bilinç Akışı” özel sayısında, Joyce’a ışık tutan birkaç yazının eşliğinde yayımlanmıştı. Türk okuru “Ulysses”i pek tanımıyor gerçi, ama Joyce’un yabancısı değil bütün bütüne: “Sanatçının Genç Bir Adam Olarak Portresi”, Murat Belge’nin yetkin çevirisiyle dilimize kazandırılmış, yazarın “Dubliners” adlı tek öykü kitabından yapılmış iki ayrı derleme kitap halinde yayımlanmış, Selçuk Yönel de tek oyunu “Sürgünler”i dilimize aktarmıştır.
“Ulysses”, modern çağların en çarpıcı, özgün, çığır açıcı yapıtlarından biri olma niteliğini koruyadursun, 13 Haziran 1984 günü Milliyet’te, Herald Tribune kaynaklı bir haber yer aldı. Pek çok kişinin gözünden kaçan bu haber metninde yer alan bilgiler, yazın tarihçileri ve eleştirmenleri açısından olduğu kadar, “Ulysses” okurları açısından da son derece sarsıcı bir yan taşıyordu: “Dünya edebiyatında bir çığır açan Ulysses adlı roman, uluslar arası bir uzman grubunun yıllar süren araştırmalarının ardından, önemli değişikliklerle yeniden yayımlanıyor” cümlesiyle başlayan haber metninden 1922’de ilk başlayışından bu yana yüzlerce kez basılmış, çeşitli dillere çevrilmek üzere asıl tutulmuş “versiyon”un artık geçersiz sayılabileceğini öğreniyorduk: Çünkü, “Ulysses”in bu yeni basımı, bir bakıma yepyeni bir “versiyon”unu getiriyordu romana: 5000’i aşkın eksiklik, atlama, yer değişikliği, yazım değişikliği ile gerçekleştirilen bu yeni “Ulysses” ile ilgili olarak, Joyce uzmanları “getirilen değişikliklerin, yalnız belli paragraflara değil, kitaptaki birçok bölüm ve karaktere yeni bir ışık tutacağı” görüşünde olduklarını belirtiyorlardı.
Neden bu denli eksik, yanlış bir basımı yapılmıştı “Ulysses”in? Bilindiği gibi, Joyce’un romanı ilk kez Paris’te, Sylvia Beach’in ünlü “Shakespeare and Comady” kitabevi tarafından; Hemingway, Stein, Fitzgerald, Larbaud, Pound gibi 1920’li yılların Avrupa kültür çevrelerini derinden etkileyen ABD kökenli ya da Amerikalı yazarların bir bakıma merkezi olan bir yayınevi tarafından yayımlanmıştı. Joyce’un neredeyse okunaksız sayılabilecek bir elyazmasıyla kitabı teslim etmiş olması, baskı öncesinde dizilen metne yaklaşık 100 bin kelime ekleyivermesi (!), üstelik onları da aynı okunaksız elyazısıyla provaların üstüne yazması “Ulysses”deki “errata” çizelgesinin bu ölçüde büyümesine yol açmıştı. Ama, Joyce’u aşan bir neden daha vardı, yanlışlar konusunda: Böylesine güç bir metni harf harf dizme durumunda olan Dijon’daki basımevinin 26 dizgicisinden hiçbiri, tek kelime olsun, İngilizce bilmiyordu!
Nedenleri ne olursa olsun, “Ulysses” bu yarım haliyle ortaya çıktığında kültür çevrelerini kasıp kavurmuş, okurlarına zorlu saatler, hatta günler geçirtmiş, daha iyisi, üzerinde yüzlerce araştırma yapılmasını, bir o kadar yorumun geliştirilmesini sağlamıştı.
“Ulysses”, eski versiyonlarıyla 704 sayfada, bir tek günü, 16 Haziran 1904’ün Dublin’inde Leopold Bloom’un “priza”sını verir. Joyce’severler tarafından “Bloom günü” olarak adlandırılan 16 Haziran’ın tam 80. yaş gününde, 16 Haziran 1984’de “Ulysses’in yeni versiyonu yayımlandı. Eski versiyonu da içeren bu yeni versiyon, bu nedenle toplam 1919 sayfadan oluşuyor.
“Ulysses”in önemini kavramış, ancak bugüne kadar bu zorlu yapıtı okuma fırsatını çeşitli nedenlerle bulamamış okurlar için sevindirici bir haber bu. Ama “Ulysses”i okumak için enikonu zaman ve emek harcamış, çoğu zaman bununla da yetinemeyerek, kitabı çözmek için onunla ilgili yan çalışmaları taramış, onlarca inceleme devirmiş okurlar ne yapacak? “Ulysses”, kısa sürede modernizmin klâsiği olmuştu; öte yandan, Stuart Gilbert’ın romanla aynı adı taşıyan incelemesi de eleştiri alanında bir klâsik sayılmaya başlanmıştı. Şimdi herşey yeniden mi başlayacak?
“Ulysses”ten sonra, Joyce, tam 17 yıl üzerinde çalışacağı yeni romanına başlamıştı. Arada, “Ulysses” nedeniyle büyük ilgi topladığı için, ne yazacağı merak ediliyor, bu bakımdan, yeni romanından parçaları belli aralarla dergilerde, “Süren Yapıt” başlığı altında yayımlıyordu. “Süren Yapıt”ı, Joyce’un ölümüyle bitti, tamamlandı sandı çağdaşlarımız. Büyük yazarlar böyledir işte: Kitaplarını hiçbir zaman bitiremeyiz.
Türkçe´ye çevrilen kitapları:
Sürgünler/ İmge Kitabevi Yayınları- 1990
Dokuz yıllık gönüllü sürgünden sonra İrlanda'ya, Dublin'e, geri dönen ünlü bir yazarı anlatan oyun, Joyce'un kişisel dramından otobiyografik ögeler taşımaktadır. Joyce'un kitabın sonuna eklenen, oyuna ilişkin müsveddeleri karakterlere bakışımıza geniş bir perspektif kazandırmaktadır. Sürgünler, yazarın romanlarını ve kişisel dramını açımlayıcı yanıyla kendine özgü bir yere sahiptir.
(Arka Kapak)
Ulysses/ YKY- 1996
"Joyce 'Ulysses'i yazarken, ilk olmasa bile, yeni bir yazınsal biçem kullanmak istemiştir. Dublin'de, 1904 yılında yaşayan ortanın altındaki sınıftan kişileri almış, haziran ayının başlangıcındaki bir gün boyunca, sadece neler yapmış oyduklarını değil, neler düşünmüş olduklarını da anlatmıştır.
"Bana öyle geliyor ki, Joyce, şaşırtıcı bir başarıyla, sürekli olarak değişen kaleidoskopik bilinç ekranında, hem sıradan malzemeyi, hem de pek derinlerdeki (bilinçaltı) malzemeyi yansıtabilmiştir."
Bu satırlar bir eleştiri yazısından değil: Yargıç John M. Woolsey'in, 8 Aralık 1933 günü, ABD hükümetinin "müstehcen"lik gerekçesiyle toplatma kararı aldığı "Ulysses" için verdiği aklama kararından.
Ulysses' bir yolculuk. (...) Hepimizin yaşam serüvenini simgeleyen bir Tinsel-Tensel Yolculuk'tur bu.
Ulysses'i çevirmek de bir yolculuktur-hiç bitmeyecek. O tanımsız labirentte acımasız devlerle kapıştım, fettan denizkızlarıyla oynaştım, Dublin insanlarıyla ne oyunlar oynadım, sokaklaryla yoldaş oldum, Joyce'un ulusesini dinledim de dinledim, bir Mr. Bloom olup çıktım." Bu satırlar da "Ulyssessce"yi "Türkçe"ye çeviren Nevzat Erkmen'den.
Kırk yıldır süren bu yolculuk, bitti nihayet. Gerçek bir "klasik" (: herkesin bildiği, kimsenin okumadığı) nihayet Türkçede: "şimdi ve burada": işi gücü bırakıp okuyacaklar için!
(Arka Kapak)
Bütün Şiirleri/ Altıkırkbeş Yayınları- 1994
Eski ve soylu bir söyleyiş için,
Sevgilim, aşırı bilgeydi dudaklarım;
Ne flütleriyle ozanların övgüler
Düzdüğü bir aşka rastladım,
Ne de bir aşk gördüm ki
İçinde sahtelik bulunmasın.
Epiphanies-Anıklıklar/ Altıkırkbeş Yayınları- 1996
Joyce'un gençlik yapıtları arasında kurduğu 40 küçük köprü:
Sevgili kuruntu, gençliğimin arkadaşı!., Yakınlarda kimse yok Kömürlerin arasında dolaşıyorum, serüven yolları arasında. Çevremde dolanıyorlar, kuşatıyorlar beni, ürkünç yüzlerini yukarı dikerek... Artık gitme vakti geldi. Ey yüreğimin içindeki günışığı... Üç yolun kesiştiği yerde, bataklık bir kumsalın önünde iri bir köpek yatıyor. Yağmur başlıyor. Yol beni karanlık bir gölcüğe götürüyor. Bunun dışında her şey nasıl da belirsiz: Burada toplandık işte, karanlık bir sel gibi, sinsi sinsi. Yalnızız, gel.
Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
Çeviri: Murat Belge/ İletişim Yayınevi- 1994
Çağdaş dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan James Joyce'un birkaç kitabı şimdiden klasikler arasında haklı yerlerini almışlardır. 1882'de Dublin'de doğup 1941'de Zürih'de ölen Joyce, orta ve yüksek öğrenimini Cizvit okullarında görmüştü. Klasik roman kalıplarına nisbeten sadık kaldığı otobiyografik ilk romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi'nde eğitim yıllarına geri döner ve genç bir sanatçının Cizvitlerin katı disiplini içerisinde kendi özelliğini keşfetme ve inanç sorunlarıyla boğuşma macerasını sergiler.
(Arka Kapak)
Sanatçının Mektupları/ İmge kitapevi- 1991
Altı yıl önce Katolik kilisesinden iğrençlik karışmış bir öfkeyle ayrıldım. İçgüdüsel bir sezgiyle benim için orada kalmanın olanaksızlığını anladım. Öğrenciyken gizli bir savaş vermiş, onun bana sunduğu olanakları geri çevirmiştim. Böyle davranmakla kendimi dilenci yaptım ama onurumu korudum. Şimdi yazdıklarım, söylediklerim ve yaptıklarımla açıktan bir savaş veriyorum. Serseri olmadıkça toplumsal düzene uyamam. Üç kez tıp öğrenimine başladım; bir kez hukuk, bir kez de müzik. Bir hafta önce gezgin bir aktör olarak uzaklara gitmeye hazırlanıyordum. Tasarımı uygulamak için yeterli gücü bulamadım, çünkü sen beni dirseğimden çekiyordun. Yaşamın zorlukları inanılmazdır ama ben küçümsüyorum onları. İnanıyorum ki -tam da yaptığım gibi- ülkenin ahlak tarihini yazmakla ulusumun ruhsal özgürlüğü yolunda ilk adımımı attım.
(Arka Kapak)
Dublinliler
Çeviri: Murat Belge
Önsöz: Murat Belge/ İletişim Yayınevi- 1996
Çağdaş edebiyatın en önemli yazarlarından Joyce, bu ilk önemli eserinde İrlanda’nın ruhsal tarihinden kapsamlı bir kesit verir. Bunu yaparken sevgili kenti Dublin’e çocukluk, gençlik, olgunluk ve toplumsal hayat düzeylerinde bakmış, kentinin ruhsal yoksulluğunu sergilemede ilginç bir yazı kuramı oluşturmuştur. Joyce yaşanan gerçekliğin özüne varmada, önemsiz gibi görünen sıradan yaşantıları ve bunlardaki ayrıntıları ustaca düzenleyerek, derinlerde yatan önemli sorunlara göndermeler yapar.
(Tanıtım Yazısı'ndan Alıntı)
ESERLERİ:
Şiir: Chamber Music
Oyun: Exiles
Roman
A Portrait Of The Artist
As A Young Man
Ulysses
Öykü
After The Race
An Encounter
Araby
The Boarding House
Clay
Counterparts
The Dead
Eveline
Grace
Ivy Day In The Committee Room
A Little Cloud
A Mother
A Painful Case
The Sisters
Two Gallants