Nereye gideceği belirsiz bir trende kör bir ışığa yaslanıp seni düşünmekti tek arzum. Akla yatkın olmayan düşünce öbeklerinde kaybolmuş ruhumu anaforlardan kurtarıp sana ulaştırmaya çabalamaktan hazzediyordum. Anımsarsın, ilan-ı aşktan evvel birkaç kere sana da demişimdir:”Bunun ne faydası olacak.” diye. Fayda gözetmesem yapmayacağım şeylerdi yapmak istediklerim. Lakin fayda sadece maddi olmaz. Bazen öyle faideler vardır ki dünyalar ve hatta kâinatlar bir araya gelse bunlara ikame edemez. Hiç böyle bir cevap vermeyi akıl edemedin. Bu hakikatten ziyadesiyle bîhaberdin. Rüzgârın karşısında çırılçıplak ruhumla dururken sana söylemek istediğim buydu oysa. Sessizce fısıldamadım değil. Ama duymayacak kadar bitkin veya umarsızdın. Hani Durrell’in Justine’sinde derdiği gibi:”Bir kadınla üç şey yapabilirsin; Ya onu seversin ya onun için acı çekersin ya da onu yazarsın. Zımnen yaptığım şey aslında bu üçünden biri değildi. Bilakis her üçünü de aynı anda yapabilme kararlılığında aşk bu. Sönük bir ateşin közlerini karıştırıp üflemekten ibaret olduğunu bile bile kendimi sürgüne yolladığım bu yerin ne bir yolu ne de orada beni bekleyeni vardı. Sadece seviyordum. Sadece acı çekiyordum. Sadece yazıyordum. İşin ilginç tarafı sana itiraf ettiğim sevgi, seni varlığından haberdar kıldığım acı ve okuman için çaba gösterdiklerimin hiçbirisi olanın tamamı değildi. Aksine daha hiçbi’şey görmedin, duymadın, okumadın. Bunları senden sakladığımdan değil, sadece anlayamayacağını düşündüğüm için içerilerde bi’yerlerde kapalı kıvrımlar altına kapadım. Aslında benliğim bunların üstüne dünyada ne kadar kil varsa hepsini kapatıp onurunu korumak istiyordu. Ve fakat bu düşünceleri def’edecek kadar sevdiğimin farkına varmaktan başka bir şeye sebep olmadı bu ikdam. Ve tren gidiyordu. Tıpkı şarkılarda söylendiği gibi gölgemle baş başa, yapayalnız kalıyordum gittikçe. Umutsuzdum bu doğru. Lakin mutsuz değilim. Hem de hiç mutsuz değilim. An be an vücudumun bütün zerratıyle senle dolmak aslında bilemeyeceğin kadar beni benle barıştırıyor. Olmayacak dualarımın âminleri ise aslında sandığın kadar rahatsız etmiyor. Biliyorum yanlış anlayacaksın her zaman yaptığın gibi. Söyleyeyim; yok artık bir ulaşma çabam, zaman bilâ-deva bana bundan da eminim. Sadece seviyor, acı çekiyor ve yazıyorum. Durrell’e saygılar sunup durarak. Mutlu kal.