‘En dibe vurmadan yüzeye çıkamazsın!’
Uyandığında aklındaki cümle buydu Akasya’nın. Gece çok içmişti. Parça parça görüntüler vardı aklında. Tek başına bir bara girdiğini hatırlıyordu mesela. Kahkahalarla dans ediyordu. Bir başına… Arkasından sarılmaya çalışanlar vardı. İtiyordu hep. Kurtulmaya çalışıyordu onlardan. Daha çok sürtünüyorlardı vücuduna. Sonra bir masada bir adamla içtiğini hatırlıyordu. Bardağı hiç boşalmıyordu nedense. Adamın keskin mavi gözleri vardı.
Bu kadardı, başka bir şey hatırlamıyordu. Peki içinde uyandığı bu yatak kimindi?!
‘Yine ne haltlar yedin Akasya?’ diye bağırdı içinden.
Bir yerden müzik sesi geliyordu, biri eşlik ediyordu üstelik.
‘Geceyi geçirecek iyi bir yer bulmuşsun galiba, kızım. En azından adamın sesi güzel.’’ ‘Vücudumdaki morlukları görmüş müdür acaba?! Off, bu işin sonu nereye varacak böyle ya?’’
Hala yattığı yerden düşünüyordu Akasya. Kalkmaya karar verdi. İçinde adamın yüzünü görmek için dayanılmaz bir merak vardı.
‘Aaaa! Giysilerimle mi yapmış?!’ işte bunu söylemişti. Tam da o sırada içeri girdi adam.
-Uyandın mı? Günaydın. Ben de sana bakmaya geliyordum. Kahvaltı hazırladım. Hadi yüzünü yıka da gel.
Bir şey söylemedi Akasya. Yüzünü yıkadıktan sonra kokuyu takip etti sadece. Bir erkek için ne kadar da derli toplu bir evdi burası böyle!
Masaya oturunca önündeki bardağa çay doldurdu adam.
-Kaç şeker? Diye sordu.
-İki.
-Büyük ihtimalle adımı hatırlamıyorsundur. Tanışalım en baştan. Kimse tanımadığı bir adamla kahvaltı yapmak istemez herhalde, dedi gülümseyerek. Ben Hakan.
Akasya da gülümsedi. Kafasındaki soruları susturamıyordu bir türlü.
-Ben seninkini biliyorum. Akasya. Dün gece çok güzel bir adın olduğunu söylemiştim.
-Hatırlamıyorum, dedi Akasya buruk bir gülümsemeyle.
Hakan da gülümsedi. ‘Ne güzel bir gülüşü var.’ Dedi Akasya içinden, sonra da kızdı kendine. ‘Saçmalama Akasya. Saçmalama! Dün gece bu adam seninle yattı.’
Tam da o sırada:
-Bir şey olmadı dün gece, dedi Hakan. Aklından geçenleri okuyordu sanki.
-Ne?
-Bir şey olmadı dün gece. Bir şey yapmadım ben. Zaten sen takside uyumaya başladın. Yani çok kustun, sonra da uyuyakaldın. Adamın arabası mahvoldu hatta. Arabayı kirlettiğin için ücretin iki katını vermek zorunda kaldım, dedi gülümseyerek.
Evet, gülüşü çok güzel diye az önceki düşüncesini tasdikledi Akasya.
-Kustum mu gerçekten? Dedi, çok utanmıştı.
-Evet ve nedense hep benim üzerime kustun!
-İnanmıyorum! Ben… Özür dilerim.
-Sorun değil.
-Peki, sen nerede yattın?
-Aslında salondaki kanepeyi hazırlamıştım kendime ama sen kötü bir kâbus gördün sanırım. Çığlık attın yani, bir şey oldu sandım. Tekrar yatırmam çok zor oldu sen. Sabaha kadar ‘Köklerim yok benim!’ diye sayıkladın durdun. Çok zor uyudun. Anca o zaman gidebildim yerime. Sabah ezanı okunuyordu sanırım.
-Off… Gerçekten özür dilerim.
-Aslında giysilerini çıkartacaktım rahat uyuyamazsın diye ama sabah uyandığında yanlış anlarsın diye cesaret edemedim. Umarım çok rahatsız olmamışsındır o kot pantolonla.
-Bilmem ki… Bir şey hatırlamıyorum. Çok yorgunum sadece.
-İstersen biraz daha uyuyabilirsin.
-Yok, daha fazla rahatsızlık vermeyeyim sana.
-Sorun değil benim için. Zaten biraz sonra çıkacağım. Arabamı almam lazım artık.
-Araban?!
-Dün gece ben de içtim biraz seninle. Çok değildi ama yine de riske atmak istemedim bizi. Taksiyle geldik o yüzden. İşte şimdi onu alacağım. Başka işlerim de var biraz. Akşama gelirim ancak. Sen rahatına bak.
Masadan kalktı, tam gidiyordu ki döndü:
-Haa, öyle yatma bu kez. Odada giysi dolabının en alt çekmecesinde pijamalar var. İstediğini giyebilirsin. Sana büyük gelirler ama idare et artık. Böyle şeylere alışık değilim hiç. Bu eve hiç kadın girmez normalde.
-Hiç mi? Diye sordu Akasya bir çocuk merakıyla.
-Hiç, dedi Hakan. Birkaç saniye sustu sonra. Hadi ben kaçtım. Döndüğümde seni daha sağlıklı görmek istiyorum.
Çıktı sonunda.
Biraz daha masada oturduktan sonra kalkmaya karar verdi Akasya. Evin içini dolaştı biraz. Çok sade ama çok zevkli döşenmiş bir evdi burası ve bir erkeğe göre fazla derli topluydu. Odanın biri çalışma odası olarak düzenlemişti. Her yer kitap doluydu. Özellikle de İngilizce kitaplar. Sanırım yüksek lisans falan yapıyordu bu adam. Gelince bunu sormalıydı ona. Gerçi sormasa bile o hemen söylerdi; nasıl olsa aklından geçen her şeyi okuyordu. İlginç bir adama benziyordu.
Sonra kendini biraz daha fazla yorgun hissetti Akasya. Hakan’ın tarif ettiği çekmeceyi bulmaya gitti. En alt çekmece demesine rağmen bütün çekmeceleri tek tek açtı. Giysilerin hepsi katlanmıştı. Her şey ne kadar da düzenliydi. Bir an kendisinden utandı Akasya. Kendisi hiç bu kadar düzenli bir insan olamamıştı bu güne kadar. Zaten artık bir evi de yoktu.
Bir pijama aldı alelacele. Sonradan baktı ki gayet de zevkli bir seçimdi. Yine çok ilginç bir adam olduğunu düşündü Hakan’ın.
Sonra yatağa uzandı, beş dakika geçmeden uyumuştu.
…
Burnuna gelen güzel kokularla uyandı Akasya. ‘Hakan gelmiş.’ Dedi alçak sesle. Yataktan çıkıp yanına gitti.
-Hoş geldin, dedi sanki uzun zamandır tanışıyorlarmış, sanki çok yakınıymış gibi samimi bir ses tonuyla.
-Hoş buldum, dedi o da o güzel gülümsemesi eşliğiyle. Nasıl, rahat uyudun mu?, diye sordu sonra.
-Bebekler gibi…
-Sevindim o zaman.
-Sen neler yaptın? Hallettin mi işlerini?
-Evet, arabamı aldım. Faturalarım vardı, onları ödedim. Biraz alışveriş yaptım. Sonra okulda toplantım vardı, ona katıldım ve şimdi işte buradayım.
-Okul?!
-Ah, onu söylemedim, değil mi? Ben İngilizce öğretmeniyim İstanbul üniversitesinde. Yani daha tam öğretmen sayılmam. Okul iki yıl önce bitti. Tezimi tamamladım altı ay önce. Üç ay önce de üniversitede çalışmaya başladım işte.
-Hımm… Ben de evini gezdim de biraz. Kitaplarını görünce mesleğini merak etmiştim. Demek öğretmensin.
-Evet. Peki sen? Bu arada otursana. Neden ayakta bekliyorsun?
-Yardım ederdim ben de.
-Gerek yok canım. Ben yapıyorum işte.
-Tamam o zaman, ben teklifimi yaptım.
-Eee… Mesleğini sormuştum.
-Ben üniversite üçüncü sınıf öğrencisiyim Marmara Üniversitesinde.
-Bölüm?
-Tıp.
-Vavvvv… Bir doktor duruyormuş karşımda da heberim yokmuş.
-Okulunu bırakmayı düşünen bir doktor… dedi gülümseyerek Akasya.
-Bırakmak mı? Ama neden?
-Artık hiçbir şey istemiyorum. Tahammül edemiyorum olanlara.
-Anlatmak ister misin?
-Hımmm… Hayır. Belki sonra….
-Tamam… Canını sıktıysam özür dilerim. Sormadım farz et.
-Önemli değil.
-Peki, tamam. Ben yemeği hazırladım sayılır, salatayı da sen yap bakalım. Bakalım mutfakta nasılsın?, dedi gülümseyerek.
-Şeyy… Pek becerikli olduğum söylenemez aslında. Hiç bulaşmasam?!...
-Hadii… Yaparsın sen. Ben üzerimi değişip geleceğim. Bu arada yemeğin beş dakikası var. Bu önemli görevi sana bırakıyorum. Sakın kapatmayı unutma, yoksa tadı bozulur bak, ona göre. Al bunlar da salata malzemeleri… İstediğin gibi çalışabilirsin bunlarla. , dedi yine gülümseyerek. Dalga geçiyordu resmen.
Hakan gidince Akasya ne yapacağını bilmez şekilde bakmaya başladı önündeki sebzelere. ‘Hadi Akasya, altı üstü salata!’ dedi kendini cesaretlendirmek istercesine. İkide bir de saate bakıyordu. Beş dakika dolar dolmaz kapattı yemeğin altını.
Bulduğu her sebzeyi doğruyordu önündeki büyük kabın içine, Akasya.
-Bence o kadar havuç yeterli, dedi Hakan.
İrkildi Akasya.
-Ne zamandır orada duruyorsun sen?,diye kızdı ona. Korkuttun beni.
Gülen gözlerle geldi bu kez Hakan.
-Özür dilerim. Sadece seni izliyordum. Oldukça ciddi çalışıyorsun, dedi gülerek. Ama o kadar çok havuç rendeledin ki kendimi müdahale etmek zorunda hissettim.
-Ukala! Sana bu işten anlamadığımı söylemiştim.
-Tamam tamam. Kızma. Çok güzel görünüyor. Ama iki kişiyiz. Hepsini yiyemeyiz diye öyle söyledim.,
-İyi.
-Hadi sofrayı kuralım.
-Tamam.
Hiç konuşmadan sofrayı kurdular, arada bir göz göze geliyorlardı. Oturduklarında Hakan yine konuşmaya başladı.
-Bakalım salatanın tadı nasılmış, dedi kendine kocaman bir tabak hazırlarken.
-Bak bakalım.
-Mımmm… Harika olmuş bu. Ellerine sağlık.
-Ciddi misin sen?
-Evet, sadece biraz tuzu eksik.
Gülümsedi Akaysa.
-Senin yemek de çok güzel olmuş.
-Afiyet olsun. Annemin özel yemeğidir. O öğretmişti bana. Nur içinde yatsın.
Gözleri doldu birden Hakan’ın.
-Özür dilerim, üzdüm seni.
-Önemli değil. Bir yıl oldu ama ben hala alışamadım. Anneme biraz fazla düşkünüm. Tek çocuğum da ben, dedi.
-Ben de, dedi Akasya gülümseyerek.
-Neden bir şey yapmadın?
-Ne yapmadım?
-Bana yani. Neden bir şey yapmadın? Yapabilirdin oysa.
-Yapabilirdim. Belki. Ya aslında ben öyle biri değilim. Bara bile arkadaş zoruyla giderim. Evcil bir adamım ben. Kitaplarımla, müziklerimle ya da filmlerimle gayet de mutluyum. Ama işte arkadaşlar… Yani benim uzun süredir bir ilişkim yok. Onlara da dert oldu bu. Dün gece bir kızı ayartıp yatağa atacaktım güya. Onlar başka bir kız bulmuşlardı. Yani o kız hazırdı. Hatta seninle birlikte çıkarken ‘Bırak onu, benimle gel.’ Gibi bir şey de söyledi.
-Peki neden beni seçtin?
-Bir adam vardı. Sürekli sana sarılmaya çalışıyordu. Sürtünüyordu. İtiyordun sen de. Çok sarhoştun, belliydi. Yani ben seni öyle görünce… Dayanamadım işte. Aslında insanların işlerine burnumu sokmamam lazım ama… Elimde değil. Seni adamın kolları arasından çekince yüzüme baktın, gülümsedin bana. ‘Dikkatli ol!’ dedim sana ve masama döndüm. Biraz sonra da sen geldin yanıma. Birlikte içmeye başladık. Yani daha çok sen içtin. Kötü oldun sonra. Uyumak istediğini söyledin, sana gidelim falan dedin. Bunu kabul edip seni eve getirinceye kadar ki fikrim seninle yatmaktı. Arkadaşlarla iddiaya bile girmiştik. Ben birini ayarlar mıyım, ayarlayamaz mıyım diye. Ama…
-Ama yapmadın.
-Evet. Yapamazdım. Sen sarhoştun. Üstelik de iyi görünmüyordun. O kadar çok kustun ki sana bir şey olacak sandım. Hem ben öyle bir adam değilim ki. Eve kadın mı atacağım yani. Senden, o halinden faydalanacak mıydım yani. Hayır! Ben bu değilim ki…
-Peki şimdi?
-Hayır tatlım. Ben yapamam. Yani isteyerek, severek olmalı her şey. Yani sadece cinsel ihtiyaçlarımı karşılamak için bunu yapmak istemiyorum.
-Senin gibi düşünen adamların artık yaşamadığını sanıyordum.
Gülümsedi Hakan yine.
-Çok güzel gülüyorsun.
-Teşekkürler. Bitirdiysen toplayalım artık.
-Tamam.
Tabakları bulaşık makinesine yerleştirirken dayanamayarak sordu Akasya:
-Peki hiç mi yapmak istemiyorsun?
-Sen istiyor musun?
-Hayır.
-Ben de istemiyorum.
…
-Film izleyelim mi?
-Ben gitmeliyim artık.
-Nereye gideceksin ki? Gidecek yerinin olmadığını söylemiştin bana.
-Ne zaman söyledim ki?
-Barda otururken söyledin.
-Peki hep burada mı kalacağım?
-Benim için problem değil. Zaten yalnız yaşıyorum.
-Bunu neden yapasın ki? Karşısında ne isteyeceksin benden. Etimden başka verecek bir şeyim yok. O da benden çıktı çoktan zaten.
-Ben öyle biri değilim. Karşılığında da bir şey istemiyorum senden. Sadece doğru düzgün bir yer buluncaya kadar burada kalabilirsin diyorum. Sana ait bir yer. -…
-Özür dilerim. Seni üzmek değildi amacım. İstersen gidebilirsin tabii. Ama bir yer ayarlayıncaya kadar da burada kalabilirsin. Rahatsız olmazsan eğer… Zaten ben
sabah gidip akşam geliyorum. Benim için problem olmaz.
-Ben… Bunu düşünmeliyim.
-Peki. Düşün. Ben de filmimi izleyeyim.
Bir şey söylemedi Akasya. Neden bu kadar iyi olduğunu anlayamıyordu bu adamın. O kimseye güvenmezdi ki! Ya bunun altından da bir şey çıkarsa diyordu hep.
Hakan ise bu garip kıza karşı tuhaf duygular hissetmeye başlamıştı. Ona aşık mı oluyordu yoksa ona acıdığı için mi gitmesin diye uğraşıyordu tam olarak bilemiyordu doğrusu. Adını tam koyamıyordu bir türlü içindeki duyguların. Kötü günler geçirdiği belliydi Akasya’nın. Ama öyle güzeldi ki… Hepsini yok sayabilirdi Hakan. Hepsini unutturabilirdi.
İrkilerek salona döndü Hakan. Akasya’nın sesiydi bu:
-Ben de katılabilir miyim? Diyordu.
-Tabii, dedi Hakan. Gel. Ama tek battaniyem var.
-Ben istemiyorum zaten battaniye.
-Sen bilirsin.
-Yeni mi izlemeye başladın filmi?
-Evet, başında daha.
-Tamam.
Bir süre geçtikten sonra Akasya üşüdüğünü hissetti. Ama yaklaşmak istemiyordu bu adama. Garip bir çekimi vardı ve bu onu korkutuyordu.
Hakan onun üşüdüğünü fark etmişti, çaktırmadan onu izliyordu zaten. Daha fazla dayanamadı:
-Gel buraya, gel! Donacaksın.
Tereddüt ediyordu Akasya.
-Korkma sana bir şey yapmam.
Gülümsedi Akasya. Kendini çok garip hissediyordu bu adamın yanında. Korkuyordu ondan ama garip bir şekilde de çekiliyordu. Yanına yaklaşınca Hakan onu kolunun altına almıştı. Sesini bile çıkaramadı Akasya. Bir yandan huzursuz bir yandan da çok huzurluydu. Göğsünün üzerindeyken kalp atışlarını duyuyordu Hakan’ın. Film güzeldi ama hem Hakan’ın sıcaklığıyla hem de battaniyenin sıcaklığıyla ağırlaşmaya başladı Akasya. Zorluyordu kendini ama engel olamıyordu bir türlü. Daha fazla dayanamadı ve kapadı gözlerini.
İlk cd bittiğinde Hakan Akasya’ya ‘Nasıl, beğendin mi filmi? Dedi. Akasya’dan ses gelmeyince yüzünü ona doğru çevirdi. Onun uyuduğunu görünce bir an için bir gülümseme belirip kayboldu dudaklarında.
Ne güzel uyuyordu ve ne kadar da huzurluydu. Dün geceki halinden eser yoktu adeta. Ne gibi sorunları vardı bu kızın çok merak ediyordu aslında. Aslında her şeyini merak ediyordu. Onu tamamen öğrenmek istiyordu. Yapabilir miydi, kendini ona sevdirebilir miydi? Bilmiyordu.
O uyanıncaya kadar yerinden kalkmamaya karar verdi Hakan. Bu anın tadını çıkarmalıydı. Bir insan nasıl bu kadar sevimli olur diye düşünüyordu şimdi de. ‘Sanırım sana aşık olacağım, Akasya.’ Dedi içinden.
Saçlarını karıştırıyordu farkında olmadan.
Bir süre sonra gözlerini açtı Akasya. Başı Hakan’ın göğsündeydi hala. Hakan’ın saçlarıyla oynadığını fark etti sonra. Üzerini iyice örtmüştü üşümesin diye.
-Hımm… Çok rahatmış burası. Dedi Akasya.
-İstersen orada kalabilirsin, dedi Hakan da gülümseyerek.
Kaşları çatıldı hemen Akasya’nın.
-Yanlış bir şey mi söyledim, dedi Hakan endişeli bir yüzle.
-Bu cümleyi en son kurduğumda henüz 15 yaşındaydım ve henüz küçücük bir çocuktum. Üvey babama söylemiştim. Onun göğsünde uyuyakalmıştım. Onu kendi babam gibi saymıştım ben. Haberleri izliyordu o. Ben de gelip göğsüne yaslanmıştım. Okşuyordu beni. Anlamadım ki ben. O cümleyi kurdum aptal gibi. Gülümsedi sadece. Ama eli daha da aşağılara kayıyordu her defasında. Kalçalarımı sıkıp okşuyordu. Hala bir şey anlamamıştım. O benim babamdı ve babalar kızlarını severdi. Annem işteydi o gece çok iyi hatırlıyorum. Nöbeti vardı hastanede. Ben, beni sevdiğini sanıyordum hala. Ama o iyice arttırmıştı tacizlerini. Memelerime dokunmaya başladı sonra. Sonra daha da aşağılara inmeye başladı. Bir köpek gibi hırlıyordu. Ne yaptığını anlamam çok geç oldu. Anladığımda ise kocaman penisi gözlerimin önündeydi. Üzerime çıkmaya çalışıyordu. Çığlık atıyordum ama her çığlığımdan sonra yüzüme bir tokat yiyordum.
Onu durduramadım. Engel olamadım. Benden öyle çok güçlüydü ki! Nasıl yapabilirdim? Hayvan, bana tecavüz etti. Ağlıyordum, işini bitirdiğinde kimseye bir şey söylersem annemi öldüreceğini söyledi bana. Hep tehdit ediyordu beni. Sürekli taciz ediyordu. Anneme bir şey söyleyemiyordum tabii korkudan. Annem nöbete kalmasın diye dua eder olmuştum. O geceler azaptı benim için. Sabaha kadar üzerimden inmiyordu piç herif ve ben her karşı koymaya çalıştığımda ondan dayak yiyordum. Vücudum çürük içinde kalmıştı, ruhum da. Annem... O hiçbir şeyin farkında değildi. Ama benim suçum değildi, gerçekten değildi. Ben sadece bir çocuktum.
Ağlıyordu Akasya, analattıkça daha da şiddetleniyordu hıçkırıkları.
Hakan onu sakinleştirmeye çalışıyordu ama duymuyordu bile onu.
-Akasya! Akasya, tamam güzelim. Tamam. Ağlama artık.
Faydası yoktu. Sertçe sarstı en sonunda bir iki kez.
-Şişşt... Tamam, tamam. Geçti. Ağlama artık.
Sakinleşmek bilmiyordu Akasya. Sürekli ağlıyordu. Hakan onu böyle sakinleştirmeye çalıştıkça daha çok ağlayası geliyordu. Ne kadar uzun zaman olmuştu güvenli bir yerde kalmayalı, birinden korkmadan yan yana oturmayalı... Ve ne kadar zaman olmuştu doya doya ağlamayalı... Hep sıkıyordu kendini, hep...
-Tamam... Tamam.
Gözyaşları durmadan akıyordu yanaklarından aşağıya Akasya'nın. Hakan siliyordu durmadan. Ne yapacağını bilemez durumdaydı. Onu nasıl sakinleştireceğini bilememişti bir türlü.
Bir süre sonra sakinleşti biraz Akasya. Arada bir iç çekiyordu sadece.
-Daha iyi misin? diye sordu Hakan.
Başını salladı sadece Akasya. Konuşacak gücü yoktu. Ve yüzüne bakabilecek de...
-Geçecek. dedi Hakan ve ellerini avcuna aldı.
-Çok utanıyorum. dedi Akasya. Sesi zar zor duyulabiliyordu.
Hakan, yüzünü ellerini arasına aldı Akasya'nın.
-Utanma! Hem utanması gereken sen değilsin! O piç utanmalı asıl!
Yine gözleri doldu Akasya'nın. Dayanamadı, kendisi sarıldı bu kez Hakan'a. Diyecek birşeyi yoktu Hakan'ın. O da sarıldı ona. Bir süre kaldılar öylece. Sonra;
-Özür dilerim, seni bu kadar üzdüğüm için özür dilerim. Bütün bunları sana tekrar hatırlattığım için, şu lanet çenemi tutamadığım için... Hepsi için özür dilerim. dedi Hakan.
Çekildi Akasya. Çok üzgün görünüyordu Hakan.
Gülümsedi biraz.
-Hiç unutmuyorum ki. Unutamıyorum. Yalnız içerken... Yalnızca... derin bir iç çekti sonra. Dert etme, senin suçun değil.
-Olsun, konuşmasaydım iyiydi.
-Hayatımı merak etmiyor muydun zaten? O günden öncesinde mutlu bir çocuktum, şimdiyse... Yaralı... Yamalı...
-Hişş... Kendine haksızlık etme.
-Devamını da dinlemek ister misin?
-Anlatmak zorunda değilsin. Daha fazla üzülmeni istemiyorum.
-Anlatmak istiyorum. İhtiyacım var. Tutamıyorum artık içimde. Hepsini kussam?! Temizlenir miyim? Geçer mi? Artık böyle olmak istemiyorum ben.
-Tamam, dedi Hakan onu kendine doğru çekerken. Artık ikisi de aralarındaki çekimin farkındaydı ve iyice kaptırmışlardı kendilerini buna. Sen nasıl istersen... İstediğin zaman dinlerim seni.
-Şimdi.
-Peki...
-Annem farkında bile değildi benim halimin. Günden güne öldüğümün... Bir kaç defa o adamın beni taciz ettiğini söylemeye çalıştım anneme ama hep beni tersledi. Hiç inanmadı bana. Yalan söylüyormuşum. Hep ilgi çekmek için yapıyormuşum bunları. O kadar çok aşıktı ki o adama... Babamdan sonra
öyle bir kazmaya nasıl aşık oldu hiç bilmiyorum doğrusu. İlk başlarda hiç sevmemiştim o adamı. Anneme de çok kızmıştımyeniden evlendi diye. Babamı özlüyordum. Ama sonra sonra sevmeye başlamıştım. 'Baba' bile diyordum artık ona. İyi davranıyordu çünkü bana. Babam kadar olmasa da iyiydi. Ama amacı farklıymış meğer! Sonrası hep tehdit, hep dayak. Vücudum morluklar içindeydi ve annem bunların dışarıdaki çocuklarla kavga ettiğim için oldu sanıyordu. Çok hırçınlaşmıştım çünkü. Okulda da sokakta da hep kavga ediyordum arkadaşlarımla. Ki ben kolejin gözbebeğiydim o zamana kadar. Ama hayatım tepetaklak olmuştu ve benim bir şekilde içimdekileri dışa vurmam gerekiyordu.
-Babana ne oldu peki?
Babam... Trafik kazasında öldü. Doktordu benim babam. Türkiye'nin en ünlü kalp cerrahlarından biriydi. Bilirsin belki. Adı Haldun Bilir. Haftalarca gündemden düşmedi. İstanbul'dan Ankara'ya giderken trafik kazası geçirdi. Bir sempozyuma
katılmak için gidiyordu oraya. Suikasttan şüphelenildi hep. O kazadan iki hafta önce bir mafya babasının ameliyatını yapmıştı babam. İki mafya babası ve adamları birbirine girmişler ve diğer taraf babamı o adamı öldürmesi için tehdit etmişti günlerce. Ama babam adamı ameliyat etti tabii ki. Çünkü diğer taraf da ameliyatı yapmazsa babamı öldürmekle tehdit ediyordu. Babamsa sadece görevini yaptı. Her Hipokrat yemini etmiş doktorun yapması gerektiği gibi...
-Öyle bir haber hatırlıyorum sanki... Ama aynı olay mı, işte ondan tam olarak emin değilim.
-Odur büyük ihtimalle.
-Peki annen niye evlendi hemen? Ya da hemen mi evlendi?
-Bir yıl sonra... O adamla hastanede tanışmışlar. Bu arada annem de bir doktor. Yıldırım aşkıymış onlarınkisi. Üç ay içinde evlendiler. Ve annem o adama tapıyor. Hala! Ve hala -yıllar geçmesine rağmen- o adama tapıyor. Ve o pislik annemi
avuçları arasına almış, resmen bir kukla gibi oynatıyor onu. Şu an onu bir sürü kızla aldatıyor. Adam çok zengin zaten. İş adamı, fabrikaları var. Annem, aptal kadın! Biliyor aldatıldığını ama hala onun kulu kölesi... Onu bırakıp gitmesinden o kadar çok korkuyor ki... Anlatamam sana.
-Kürtajımı da annem yaptı biliyor musun? Ve bebek o kadar büyümüştü ki... Kürtaj süresini çoktan geçmişti fark ettiğinde. Bir de doktor olacak ve de jinekolog. Benimle ilgilendiği yoktu ki... O adamdan başka kimseyi görmüyordu gözü. Kürtajımı o yaptı ve adam o kadar kızdı ki bana annemin yanında 'Kimin altına yattın, orospu?' diye. Hala kulaklarımda sesi. O kadar çok ağladım ki o zaman ve o kadar çok anlattım ki anneme o yaptı diye. Zorla yaptı, beni tehdit etti diye. Ama onu bir türlü inandıramadım kendime. O adama inanmayı tercih etti ve hala da inanıyor. Ve adam onu her gün aldatıyor. Annem olacak o kadın da ben onunla ilgilenemediğim için başka kadınlara gidiyor hala diye kendini avutuyor. İnanabiliyor musun? Bu kadar saçma bir hikaye ve saçma bir son kimde var acaba?
-DNA testi yaptırmadı mı annen?
-Hayır, yine o hayvanın sözünü dinledi ve beni hemen kürtaj etti ama o kadar kötü bir ameliyattı ki canıma okudu. Zaten çok ge&