Yattığı yerden yağmur damlacıklarının sesini duyabiliyordu. Gözlerini cama dikti. Yağmur damlacıkları önce cama çarpıyor sonra diğer damlalarla birleşip aşağı doğru kayıyordu. Bunlar bile yalnız değildi. Hepsi bir başka damlayla birleşip yoluna devam ediyordu. “Ben niye yalnızım peki ?”dedi. İsyan etmek istemiyordu. Günlerdir içindeki isyanı bastırmak için odasından çıkmamış hatta bu yataktan kalkmamıştı bile.
20 yaşında bir delikanlıydı Deniz. Üniversiteye gidiyordu. Okulda tanıştığı Naz kısa sürede hayatının aşkı olurken, acı çekeceğini söyleseler inanmazdı. İnanacak durumda değildi. Aşkın bir gün geldiği gibi ansızın çekip gidebileceğini bilemezdi. Hiç sebep yoktu, ona göre her şey gayet normal, hayatları çok mutluydu. Ne olmuştu da aşkı bir gün “Ben artık yapamıyorum bitsin” demişti?
“Bitsin” “Bitsin” diye tekrarladı birkaç kere… Yutkundu. Boğazı Naz’ı gittiğinden bu yana düğüm düğüm olmuştu. Midesine bir yumruk sokulmuş öylece kalmıştı. Kapının açıldığını duydu. Üzerindeki yorganı başına çekti. Uyuyor gibi yapmak kimseyle konuşmak istemiyordu. Gelen anacığı olsun isterdi. Başını dizlerine dayasa saçlarını pamuk elleriyle okşasa “üzülme yavrum geçer” diyebilse…Belki de biraz olsun hafiflerdi gönül sızısı... Ama gelen arkadaşıydı. Üniversiteyi kazandığı zaman “yurtta arkadaşlarımla kalacağım” diye ısrarcı olduğunda anacığını çok ağlatmıştı. Ama Deniz dediğini yapmış, buraya yerleşmişti. Şimdi de gelenin annesi olduğu düşünü kurması saçmaydı. Oda arkadaşıydı içeri giren…
“Deniz” diye seslendi birkaç kez ama yanıt alamayınca odadan çıktı. Neden kimse bir şey sormuyordu? Neden aşk acısı nasıl geçer? Nasıl unutulur, anlatmıyordu? Ne yataktan kalkmak, ne yemek, ne de su istiyordu. Kalbindeki aşk acısını sonuna kadar yaşamak bitmek, tükenmek istedi. Kalkıp üzerine Naz’ın en sevdiği kazağı giydi. Yürüyecek hatta ayakta duracak gücü bulamadı. Düşercesine yatağa attı kendini…
“ Dibe, en dibe inersem belki ayaklarını vurup yukarı çıkabilirim” dedi. Günlerdir uykusuz gecelerde savrulan bedeni uykuya yenik düştü. Rüyasında Naz’ını gördü. Sanki hiç ayrılmamışlardı. Naz hiç gitmemişti. Sarıldı, ipek saçlarını kokladı. Kokusu tüm hücrelerine dolmuştu adeta… Ama gözleri açıldı birden, uyandı. İçindeki acı hafiflemişti. Yatağında doğruldu. Kolları bomboştu. Onu sevmek için Naz’ın varlığına ihtiyacı yoktu. Sevmek buydu işte… Umarsızca, beklenti olmadan uzaktan bile olsa sevmek. Tek kişilik aşk’tı bu…