“Buyurun, siz şu odada hazırlanın”
“Peki”
Tavanı basık küçücük odada tam karşıda bir boy aynası. Bulvarda yürürken gördüğü Foto Ankara tabelası ve sonrasında aşağıya inen merdivenler. Fotoğrafçının şipşak bakışı...
Pembe, mor ve sarı plastik taraklardan birini eline alıyor. Diş diplerinde toplanmış tüyümsü şeylerden az biraz midesi kalkıyor. Dip boyası yeni yapılmış kızıl saçlarını üstünkörü tarıyor. Plastiğin saç derisine teması ile anı yüklü gri hücrelerin zincirleri boşalıyor: Belik, atkuyruğu, liseli kız… Mahallede ha bire peşine takılan oğlan, arka bahçedeki ilk buluşma, suskunluk, göz gözde, titrek dudak, ıslak öpüşme, dilin dile teması, ihtiras, eksik beden, kalp çarpıntısı. Kaçamaklar, buluşma, sözün söze teması. Yüzük, yatak, ilk gece, gözyaşı, kırmızının beyaza teması… Koca, yuva, dönecek kapı. Kriz, ambulans, yoğun bakım, gece, öldü! Genç ve dul… Etek uçlarını yukarı doğru kaydırıyor. Bir süre şekilsiz tombul bacaklarına bakıyor. Suratını aynaya daha bir yaklaştırıp, feri sönmüş gözlerini kırpıştırıyor. Anahtar deliği, kapı, salon, koltuk, televizyon, sehpa, sigara, döşeme gıcırtısı, korku, soğuk, bir başına. Tek tabak, çatal, kaşık… Mahallede peşine takılan adam, hayır, olmaz! Densiz! Öteki adam, yakışmaz, ayıp! Dul! Evlenmeden asla! Namussuz! Çift kişilik yatak boş, kadın, beden, arzu… Yerçekimine mağlup memelerini elliyor, bir ürperti yayılıyor, ateş yükseliyor, gözler kayıyor... Eller, ıslak dudaklar dolaşıyor vücudunda. Kadın, çıplak, erkek, beden, arzu, çift… Koyuverseler oracıkta her hangi bir erkeği içine almaya hazır. Kendini nemli ve parıltılı hissediyor. Bir bahar sabahının alacakaranlığında, ter içinde… Günah!
“Hazırsanız, buyurun şöyle alayım”
“Peki”
Çaresiz toparlanıyor. Flaş! Vesikalık yarım saatte hazır.