Sevdiğim…
Gece oldu. Trenin penceresinden dışarıyı seyrediyorum. Çok uzaklarda yakamozlar gibi belirip yok olan köy ışıkları yüreğime dayanılmaz bir hüzün yüklüyor. O köyleri bir bir geçtiğimizde senden yavaş yavaş uzaklaştığımı anlıyorum. Artık ayrılığın boğucu nefesini ta iliklerimde hissediyorum. Sonra içime korkunç bir yalnızlık çörekleniyor. Meğer sensiz ne kadar yalnızmışım ben. Birlikteliğimizin kısa olmasına rağmen yaşamımı nasıl da ele geçirmişsin, benliğime nasıl da egemen olmuşsun, farkına yeni yeni varıyorum. Bundan şikayetçi değilim ama tren uzaklaştıkça içimi daha koyu kemiren ayrılık sinsi bir acıya dönüşüyor. Beni yutup parçalamasından korkuyorum.
Gece yarısı oldu. Gecenin bu saatinde hala uykum yok. Yemek vagonuna geçtim. Bira ve sigara içiyorum. Yeryüzündeki bilmem hangi canlılara gülümseyen yıldızlara bakıyorum. Senden tarafta olanlardan birini seçip,içimden ona gülümsüyorum. Benden aldığı yürek gülümsemesini sana götürmesini düşlüyorum. Sonra yıldızları saymaya koyuluyorum. Saydığım her yıldız senden ne kadar uzaklarda olduğumu hatırlatıyor bana. Kör olası ayrılığa küfürler savuruyorum sessizce. Bir dehlize sürüklendiğimin farkına varıp yıldızları saymayı bırakıyorum. Nedendir bilmem, ayrılığın ve yalnızlığın tıpkı sevmek kadar yaşamı örümcek ağı gibi saran bir gerçek olduğunu kavrıyorum. Evet, yalnızlık bir gerçek.Sanırım yaşamımızı sarıp sarmalayan en büyük gerçek.
XXXXX
Köydeyim. Geceden kalan iç hesaplaşmalar yok gibi. Beni buraya getiren nedenlerin farkındayım. O nedenler de yaşamımın bir gerçeği. Seni sevdiğim kadar berrak ve de vazgeçilmez bir gerçek. Seni sevmekten ne kadar mutluysam burada olmaktan da o kadar mutluyum. Seni ve işimi bu ıssız kalbime sığdırabilmiş olmak bana ayrı bir huzur veriyor. Çünkü her ikisi burada yaşama tutunduğum tek gerçeklik. Benim gerçekliğim.
Senden önce yaşamım, perdeleri tamamen kapanmış,içi zifiri karanlık ve o karanlıkta yalnızca fare tıkırtıları duyulan köhne bir evden başka bir şey değildi. O fareler ki o evin tahtalarını kemire kemire aşındırır,bazen de odalarında cirit atardı. Bense onları o evden kovabilmek adına bir şeyler yapmaya yeltenmezdim. Bilirdim ki o evde oturmaya değecek hiçbir güzellik yoktu. Oysa bir gün o eve sen geldin, perdeleri sıyırdın ve o evin içine güneş ışıklarının dolmasını sağladın. Şimdi o köhne ev, her an içinde yaşamın tüm güzelliğini duyumsadığım bir mekan. Gün boyu o evin balkonunda oturup gün ışığı altında martı çığlıklarını dinliyorum. Uzaktan geçen vapur düdükleri ile irkilip,gurbetlerden gelen ve gurbetlere giden yolculara el sallıyorum. Kimi zaman o yolcuların hüzünlerini duyumsayıp iç geçiriyorum. Kimi zaman da sevinçlerini içime çekiyorum. Geceleri ise o evin en güzide köşesinde en masum sevişmelerin düşüne yatıyorum. Ve sonunda senin sevginle koyun koyuna uyuyakalıyorum.
XXXXX
Köyde akşam oldu. Yarın ekimin ilk günü. Ve ben hala eylülden kalan hüzünlerin esiriyim. Yeni bir güne başlayacağım sensiz. Ayrılık acımasız olmazsa ve yalnızlık hırçınlaşmazsa,tutulduğum eylül hüzünleriden çabuk kurtulacağım sanırım.
31.09.2001