ŞiirÖyküDenemeÖzgür MetinKitapMüzikBilge
Arama

Okur- sanız & Yazar- sanız | Bohem Mekan; Öykü - AYNI ATESIN IKI YALIMI...

AYNI ATESIN IKI YALIMI 5

AYNI ATESIN IKI YALIMI



O zamanlar yoktu daha. Tanimadim, görmedim, bilmiyordum, rastlamadim.
Bir tek yalnizca Türkan vardi. Al yanaklari, kisa kesilmis koyu siyah saclariyla
uzun kirpiklerinin gölgeledigi gözlerinde lacivert bulutlarin gezindigi Türkan.
Tek katli ahsap evlerinin bahcesindeki, yola bakan eski tahta kapinin arasindan
avlu cesmesinde bulasik yikarken bakardim ona. Yüzünde eksik olmayan al
renkli iyimser bir tebessümle icimi ferahlatan coskuyla, ak beyaz renkli sevincle.

Yazlari soguk ayran, kislari bol tarcinli sicak sahlep satan Ismail amca, prostat kanserinden,
oglu Hikmet, iki cocuklu bir dulla evlenip trafik kazasindan ölmemisti daha.
Ismail amcanin karisi Nimet hanim astima yakalanmamis, nefesi ve solugu bol dedikodulara
ortak olabiliyordu henüz.
Limonlu dondurmanin ic acan tadi,okul cikislarindaki sevincle bulusup, coskulu oyun
cigliklarina dönüsüyordu.

Ayse hanim, oglu Süleyman'dan ümidi kesmis, tek eglencesi ve avuntusu Cuma günleri
kadinlar matinesine giderek, Türk filimlerinin bol hüzünlü cehresinde, gözyaslariyla
kendini avutan kizi Sevinc icin bir nasip bekliyordu.
Sevinc! Aydinlik yüzünde, ucmayi basaran bir kusun sevinc cigliklariyla kanat cirptigi, sesinin
rahatlatan edasiyla, insanin icinde utangac yankilar uyandiran, meleksi bakislari olan Sevinc.
Daha henüz Izmir'li bir doktor'la evlenmemis ve sonra kocasinin onu aldatmasina dayanamayarak
akil hastanesine düsmemisti.
Agbisi Süleyman, yaz kis üzerinden cikarmadigi kircilli paltosuyla, basindan eksik etmedigi
cevresi sacindaki yagla isildayan kahverengi kasketiyle, sokagin basindaki iki katli ahsap
evinden, utangac gölgesini pesine takarak, adimlariyla; ruhundaki yalnizligi ve sesizligi
agir agir tasirdi.
Ilerlemis yasina ragmen hala, neden evlenmedigi ile ilgili sirf dedikodu olsun diyerek, aynilasmis
ve tekrarlanan yakistirmalar yakin ve uzak komsularin dilinden düsmüyordu henüz:

"Cok sarap iciyormus duydun mu?"
"Yok! Artik daha neler."
"Gencken birine tutlmus, sevdalanmis sonra da böyle salmis kendini."
"Kimmis acaba?"
"Ne bilelim canim."
Bazen konu catallasir, mahremiyetin sinirlari dedikoduyla zorlanirdi:
"Erkekliginde bir seyler var diyorlar."
"Aaaaaaa!"
"Hic öyle görünmüyor dalyan gibi adam ayol."

Bütün söylenenler Süleyman'nin kendi halindeki sesizliginin yarattigi kalin tas duvara carpip,
suskunlugun gizemiyle örtülüyordu.

Nimet hanimin yan komsusu, Adile'nin kücük kizi Vildan kötü yola düsmemisti daha. Büyük kizi
Güler, calistigi tuhafiyeci dükkanindan aldigi yün yumaklariyla, kendi ceyizinin hazirliklarini yaparken
Vildan, uzun kumral saclarini beline kadar salip, zeytinyagli sabun kokusunu ardi sira sürükleyerek
mahallenin, sümükleri burunlarin da kurumus, elleri toprak ve salcali ekmek kokan cocuklarina,
padisahli vezirli, kraliceli prensli ve icinde bolca canavar olan masallar anlatiyor, inanmayanlar oldugunda,
genelde saclari sifir numara kesilmis olan cocuklarin baslarina, daha henüz ihanet ve yalan camuruna
bulasmamis ak beyaz elleriyle dokunuyordu.
Adile'nin kocasi arabaci Tahir, cepken yeleginin icindeki, Baba yadigari köstekli saatinin zincirini arada bir
düzeltip, at arabasi sürmesinin yarattigi kücümseyici boslugu gidermeye calisir, gür, yer yer beyazlamaya
baslayan biyiklarini, parmak uclarin da yuvarlayarak, yanaginin kenarinda burgmaya ugrasir, icindeki ezik
yoksul insani biyiklarinin gölgesinde devlestirirdi.

Kavala göcmeni Zehra hanimin büyük oglu Soför Hüsnü, haftanin iki ya da üc günü, aksam karanliginin
laciverte döndügü yildizli gecelerde, mazot ve yag kokulariyla siltelesmis yorgun bedenini, efkar yüklü
bir bulut olup, naralariyla mahallenin sesizligi icine mor bir öfke olarak dalardi.
Hüsnü'yü bir kac kez sarhos gören yasli babasi, Nagant marka tabancasina yönelmis, kopan gürültünün
kavganin ardindan. Bayginlik geciren Zehra hanim sirkeli soganla kendine getirilmisti.
Karisi Makbule, cile yüklü yakinmalarini, ölen Annesinin mezarina dek ulastirip, onu Hüsnüy'le evlendirmesinin sucunu, günahini ilenclerle desteklerdi.
Makbule, ücüncüsü kiz olacak cocuguna hamile degildi daha.
Köydeki ablasi felc gecirip yatalak degildi henüz. Ablasinin kocasi baska kadinlara yönelmemisti daha.

Ve matbaaci Sait'in oglu mühendislik son sinifta okuyan kivircik sacli, kara gözlerinde umut ve mahsumiyet, yüzünde dingin denizlerin isiltili aydinligi olan Ahmet'in tutuklandigi ve ardindan iskencede öldügü haberi gelmemisti daha.

Ve ben daha henüz, koyu yesil sarmasikli kahvelerin, yalnizligi agirlayan bos masalarinda, kül tablalarinda
biriken küllerin, cigligi alinmis sesizliklerin, gri tenli enkazlari oldugunu bilmiyordum.

Bitimsiz yagmurlarin sirilsiklam hasretlere dönüstügü, her damlasinda siginagini arayan, gurbet desenli
cigliklar atan o yagmur, bazen beyaz kanatli kelebekleri kalemimin üzerine kondurup, sabahlara dek
benimle sözcük sözcük konusturuyor.

Ve ben henüz unutmamistim daha, düslerle gerceklerin ayni atesin iki yalimi oldugunu.

Latif Köybas

Yorumlar

Kavalada sahilde içtiğim çayı anımsamıştım bir an;limanı, Madam Eleninin mezelerini.. ne zaman ki; Ve ben daha henüz, koyu yesil sarmasikli kahvelerin, yalnizligi agirlayan bos masalarinda, kül tablalarinda,biriken küllerin, cigligi alinmis sesizliklerin, gri tenli enkazlari oldugunu bilmiyordum. cümlenizi okudum ve tabiî ki öykünüzü, söz biter.. yorumum ancak ustalar meclisinde ses kesmeye çalışan bir çırak sesi olur... Yüreğinize kaleminize sağlık. Saygılarımla.
us-sin - 13.12.2008-04:17:52

Atesin yalimi yürenize dokunmus.Yormunuz cirakligi geride kalan ince bir duyarligin,anlam yüküyle agirlasmis zenginligini ifade ediyor.Sagolun..saygiyla.
latif - 13.12.2008-11:14:06

Sevgili Latif Bey,mükemmel betimler mükemmel bir anlatım,kalabalık bir mahallede soluğum kesildi resmen.Çok yetkin olmasam da bu güzel yazı bana öykü gibi hissettirmedi,manzume tadı gibi sanki tam tanımlayamadım.Ama çok hoş ,dedimya yetkin değilim.Beğenmediğim yere dokunmadan geçemicem daha henüz ihanet ve yalan camuruna
bulasmamis ak beyaz elleriyle dokunuyordu. Bana göre çocuğun başına değen el eğer ondan bişey ummuyorsa en az o çocuk kadar masumdur eli de kendisi de...Hayat andır...Yüreğinize sağlık
Melahat - 13.12.2008-20:45:11

Kayıp Karga | İletişim | rss takibi

Bohem Mekan 2007-2008 © Tüm Hakları Saklıdır
Programlama : Yaman Tasarım Ve Programlama
Tema dizayn   :