Evin dış kapısını açıp gazete dağıtıcısının kapının önüne bırakmış olduğu gazeteyi aldı ve içeri girip kapıyı kapattı. Mutfağa giden koridorda başlıklara üstünkörü baktıktan sonra gazeteyi mutfak masasına bıraktı. Çayı ocaktan alıp kahvaltısını etmeye koyuldu. Bir yandan da gazeteyi okuyordu. Kahvaltı ederken gazete okumak en büyük zevkiydi. Memlekette olup bitenleri çok merak ederdi. Ama her defasında sinirlerini bozacak bir haberle karşılaşır, keyfi kaçardı. Yine aynısı oldu; okuduklarına canı sıkıldı,
" Doğru dürüst bir haber yok, hep ölümler, kazalar, zamlar, enflasyon..." dedi homurdanarak. "Şöyle adamakıllı bir haber yazmıyorlar. Felaket tellalı bunlar." Kahvaltıdan sonra dişlerini fırçaladı, ayakkabılarım boyadı ve en güzel takım elbisesini giydi. Evden çıkmadan önce de aynada son kez baktı kendine.
"Çok şıksın Jilet Ali. Gören de başbakan sanır seni." diye söylendi. "Hoş. başbakan değilsin ama başbakandan daha rahatsın hatta cumhurbaşkanından bile rahatsın."
Gerçekten de çok rahattı. Hiç sorunu yoktu. Sorunu olduğu zaman fazla önemsemez, büyütmezdi. Hiçbir şeyi dert etmezdi. Yemesine, içmesine ve giyimine çok dikkat ederdi. Yaşamdan keyif almaya bakardı. En olumsuz durumda bile,
"Ucunda ölüm yok ya!" deyip geçerdi.
Evden çıktı, otobüs durağına doğru yürümeye başladı. Yanından geçen dostlarıyla selamlaştı. Onlara gülümsedi. Onlar da ona esenlik dilediler.
"Günaydın Jilet Abi!"
"............................."
"İyi sabahlar Jilet Abi!"
"............................."
"Jiletciğim sabahın hayırlı olsun!"
"............................."
"Günaydın Jilet Ali, nasılsın?"
"............................."
Her sabah yinelenen seramoni yine yaşandı. Hiç kimseyi es geçmeden herkese karşılık verip iyi dileklerde bulundu.
Mahalleli ona bu adı takmıştı; Jilet Ali. O böyle adlandırılmaktan gurur duyuyordu. Kolay kazanmamıştı bu ünvanı; işinin ustasıydı, titizdi ve çalışkandı. Hiç hata yapmazdı. İşini jilet gibi düzgün yapardı. Nasıl ki jilet, keserken acıtmaz, tatlı bir uyuşukluk verir, acısı sonra duyulursa o da işini öyle yapardı ama çok geçmeden acısı duyulurdu! Niçin gururlanmasındı? Üstelik küçüklerin jilet abisi olmak, onlardan saygı görmek, büyüklerin de sevgisine mazhar olmak hoştu.
Durağa varır varmaz, şehrin kalabalığına karışmak üzere, ilk otobüse binip gitti.
Burası kalabalık bir caddeydi. Ve buradaki ilk işine çıkmıştı. Hem de herkes kodaman görünüyordu. Önce genç birine yaklaştı, onu takibe aldı. İş koparamayacağını anlayınca da vazgeçti. Gözü bir ihtiyara ilişti. Henüz birkaç dakika geçmişti ki otobüse binerken işini bitirdi. Ardından bir başka ihtiyara yaklaştı, büfenin önünde de onun icabına baktı. Sonra bir genç, yaşlı bir kadın, derken genç bir bayanın işini bitirdi.
Vakit öğleyi çoktan geçmişti. Son bir iş çevirip arkadaşlarının yanına bilardo oynamaya gitmek istiyordu. Çok geçmeden kılığı kıyafeti hayli yerinde orta yaşlı bir adamı gözüne kestirdi. Hemen onu göz hapsine aldı.
Adam önce bir banka oturdu, ardından pastaneye doğru yürüdü ve en sonunda da yolun karşısındaki pasajın içinden geçip pazara gitti. O da adamın peşinden yürüdü.
"İyi bir iş olacağa benziyor" diye geçirdi içinden.
Adam önde, o arkada pazarı iki kez turladılar; meyve ve sebze fiyatlarını sordular. Pazardan çıkıp otobüs durağına yöneldiler. Durak oldukça kalabalıktı. Otobüs geldi ve kalabalık, otobüse hücum etti. Herkes itiş kakıştı.
"Şimdi tam sırası" diye düşündü.
Adama iyice sokuldu, bir başkası da ona. Herkes birbirini itiyor ya da çekiyordu. Adamı iterek sağını solunu yokladı. Bunu birkaç kez ve adamın değişik bölgelerine dokunarak yineledi. Cüzdanın yerini öğrenince, iki parmağını adamın arka cebine kaydırdı ve cüzdanı çekip aldı. Emindi ki adam, onun parmaklarının sürtmesiyle tatlı bir uyuşukluğa kapılmıştı. Oradan hemen uzaklaştı ve bilardo salonunun yolunu tuttu.
Salona geldiğinde arkadaşlarıyla selamlaştı. İşinin son düzeltmelerini yapmak için tuvalete girdi. Cüzdanı açtığında, içinde çok az para olduğunu gördü.
"Lanet olası adam, onca zaman bunun için mi uğraştırdın beni?" dedi sinirle.
Cüzdanı çöp kutusuna atmak üzereyken yere düşen fotoğrafa ilişti gözü. Resmi yerden alıp uzun uzadıya baktı.
"Çok güzel bir kadınmış" diye düşündü. "Üstelik eski sevgilime ne kadar da benziyor!"
Resme bakarken birden anılarına daldı. İlk gençlik yıllarını anımsadı; sevgililerini, ayrılıkları, dostlukları... Cüzdanı karıştırmaya devam etti. Cüzdandan başka resimler, çocuk resimleri, ev ve iş telefonlarıyla borçların yazılı olduğu kağıt çıktı. Bir başka kağıtta da eve alınacak öteberiler yazılıydı. Hepsini yerine koydu. İçi burkuldu birden. Nedense vicdanı sızlamaya başladı. Adama acıdı. Yıllardır hiç böyle olmamıştı, hiç kimseye acımamıştı. Yenilmezliği, yakalanmazlığı acımasızlığının ürünüydü. Ama şimdi bambaşka duygular içindeydi.
"Geri vermeliyim cüzdanı. Çocuklarına okul gereçleri alacakmış." diye söylendi.
"Hayır, olmaz! Duygusal olmamalıyım. Bu, kurallarıma aykırı" dedi bu kez de.
Bir süre vicdanı ve aklı arasında bocaladı.
"Vicdanınım sesini bir kez dinlemekle hiçbir sey yitirmem" deyip cüzdanı geri vermekte karar kıldı.
Bilardo salonunun karşısındaki telefon kabinine gidip adama telefon etti. Cüzdanını durakta bulduğunu, iki saate kadar gelip almasını söyledi. Yaklaşık bir saat sonra adam geldi ve cüzdanını aldı. Tanıştılar, sohbet ettiler, çay içtiler ve iyi dileklerle ayrıldılar.
Adam gidince bilardo oynamaya başladı. Çok mutluydu. Sanki üzerinden büyük bir yük kalkmıştı. Kendini kuş gibi hafif hissediyordu. Vicdanının sesini dinlemekle çok iyi ettiğini düşünüyordu. Olayı öğrenen arkadaşlar, ise bir yığın şey söylüyorlardı.
"Helal olsun, delikanlı adammışsın!"
"Senden bunu beklemezdik doğrusu, bravo!"
"Jilet Abi'de bile vicdan varmış!"
"Enayinin birisin!"
"Mangırları yemek varken..."
O, söylenenlere kulak asmıyordu. Böyle davranmakla en iyisini yaptığına inanıyordu. Çok huzurluydu ve içinde tatlı bir uyuşukluk vardı.
O gece deliksiz bir uyku çekti. Sabah olduğunda ise ilk işi gazeteyi almak oldu yine. Kahvaltısını hazırlayıp gazetesini okumaya başladı.
"Kahretsin, aynı felaket haberleri" dedi kızarak. "Bu memleket adam olmaz."
İkinci sayfayı çevirdiğinde ise, gözü bir fotoğrafa takıldı. Daha dikkatlice baktığında da adamı tanıdı. Evet, oydu, bir gün önce cüzdanını geri verdiği adamdı bu. Gözü fotoğrafın altındaki yazıya kaydı ister istemez; "Sosyete yankesicisi Cımbız Osman dün akşam üzeri iş başında yakalandı." yazıyordu
Gazeteyi yere fırlattı. Küfürler savurdu. Duvarlara yumruk attı. Başını iki elinin arasına alıp yere çömeldi, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Yüreğine, tıpkı jilet kesmesinden sonraki acıya benzer bir acı saplandı. O acı gitgide büyüdü ve adeta onu boğdu. Nefesi daraldı ve yere boylu boyunca uzandı.
"Vicdan" dedi boğuk bir sesle, "Vicdan, vicdan, vicdan".