ŞiirÖyküDenemeÖzgür MetinKitapMüzikBilge
Arama

Okur- sanız & Yazar- sanız | Bohem Mekan; Özgür Metin - Paldırkültür Felsefe...

Paldırkültür Felsefe 5

Benim çok sevdiğim bir dostum var. Ben ona "Hocam" derim, o da bana der. Ama ikimizin birbirimize "Hocam" dememizin nedeni cami hocası olmamızdan kaynaklı değildir elbette. Çünkü bende çok severim felsefeyi, o da çok sever. Ne zaman bir araya gelsek hemen felsefe konuşmaya başlarız. Ben onun dediklerini çürütürüm, o da benim dediklerimi çürütür. Hemen hemen her konuda çok iyi anlaşsakta felsefi görüşlerimizde bir türlü anlaşamayız. Benim "Ak" dediğime o "Kara"der, onun "Ak"dediğine de ben "Kara" derim...
Yine bir gün bir araya geldik bizim evde, ha babam de babam tartışıyoruz. Elimizden gelse birbirimizin kafasını yaracağız savunduğumuz felsefelerimizle. O ara kapı çaldı. Ama ne çalma? Kapı çalınmıyor adeta yıkıyor kapıyı çalan. Apartmanın içinde bağıran bağırana. Biz şaşkınlıkla birbirimizin yüzüne bakıyoruz dostumla. Kapıya gittim;
_"Kim o?"dedim.
_"Sen kimsin?" diyor kapının arkasındaki ses.
_"Kimsiniz kardeşim?"diyorum.
_"Siz kimsiniz kardeşim?"diyor yine kapının arkasındaki ses. Ama galiba tek kişi değil kapının önündeki. Çünkü değişik sesler de duyuluyor. Birisi alabildiğine bağırıyor;
_"Felsefe demek, sadece boş gevezelik etmek değildir kardeşim!"
Diğeri ondan beş beter daha çok bağırıyor;
_"Felsefe demek düşünmektir ve sorgulamaktır kardeşim!" diyor.
Apartman bağırmalarından neredeyse yıkılacak yani? Avazları çıktığı kadar bar bar bağırıyorlar. Görende sanır ki 1. Felsefe Meydan Muharabesi oluyor bizim apartmanda. Ben dayanamadım bağırdım kapının arkasındakilere;
_" Ne bağırıyorsunuz kardeşim, Allah Allah ya?"
Her kafadan ayrı ayrı ses geliyor;
Biri diyor;
_"Bağırmak gerekiyor artık, çağırmak ve haykırmak!"
Öbürü diyor;
_"Ne Allah Allahı kardeşim, olmayan bir şeyi neden çağırıyorsun ki?"
Bir diğeri;
_"Kapıyı kıralım!"diyor.
Öbürü hemen atlıyor balıklama;
_ "Kapıyı kırmak yada kırmamak. İşte bütün mesele bu!"diyor.
Önceki konuşanlardan biri;
_"Mesele kapıyı kırıp kırmamak değil beyler, dünyayı değiştirmek." diyor. Ben sinirimden zaten olmayan saçımı başımı yolarken son bir gayretle soruyorum;
_"Kimsiniz sizler kardeşim?"
_"Esas sen kimsin?" diyor yine o ses.
_"Ben benim, esas siz kimsiniz?"diyorum hafakanlar basmış bir halde.
_"Sen sensen ben kimim, biz kimiz o zaman?"diyor o ses.
_"Allahım sen bana yardım et ya, çıldırmak üzereyim!"diyorum.
_"Allah sana yardım etmez kardeşim, sana yardım edecek olan senin kollarındır. Çıldırmana gelince, çıldırmak nevrotik ve şizofrenik bir olgudur. İçinde yaşadığın bu kokuşmuş düzen senin psikolojini bozduğu için kendini çıldıracakmışsın gibi hissediyorsun. Bu gayet anlaşılır bir olay. Çünkü bu düzen sadece seni çıldırtmıyor ki, herkesi çıldırtıyor. Çıldırmamanın tek yolu var. Düzenin değişmesi, yani Devrim."diyor.
Ben bu kadar uzun cümleden sonra dayanamayıp yığılıveriyorum olduğum yere. Dostum şaşkın halde bakakalıyor bana. Kapının arkasındakiler kapıyı kırıp eve paldırkültür giriyorlar. Kimi kafama basıyor, kimi kulağıma basıyor. Kimi de döşümün üstünde ter ter tepiniyor;
_" Ne devriminden bahsediyorsun kardeşim sen? Hangi çağda yaşadığını sanıyorsun ki? Uyan artık uyan, 21. yüzyıldayız. O senin dediğin devrim adda gitti zaten."diyor.
Diğeri büyük bir öfkeyle;
_"Devrimin çağı olmaz kardeşim. Sizler uyanın esas, sizler. Devrim sizi yerle bir edecek geldiği zaman. Bakın bakalım o zaman hanginiz gideceksiniz addaya?"diyor.
Ben yavaş yavaş kendime geliyorum galiba? İçimden kendi kendime kızıyorum. "Ulan bir daha dostumla felsefe tartışırsam iki olsun. Yada gece yatmadan felsefe okursam da iki olsun. Şuna bak ya? Felsefe tartışa tartışa, okuya okuya artık halüsinasyon görmeye başladım iyimi? Ulan senin neyine gerek felsefe ha? Sen bir çaycısın oğlum, küçücük, mini minnacık bir çaycısın? Of anam belim, sanki üstümden F. Nietzsche, K. Marks, Sokrates ve Mevlana geçti ya? "...
Dostumun sesini duydum o ara;
_" Tam üstüne bastın."dedi,
_"Neyin tam üstüne bastım?"dedim.
_"Gelenlerin."dedi.
_"Gelenler kim yahu?"dedim.
_"Kim olacak demin dediklerin"dedi.
_"Ne yani? Şimdi F. Nietzsche, K. Marks, Sokrates ve Mevlana bizim evdelermi? Demin üstüme basa basa geçen onlarmıydı yani?"diye soruyorum.
_"Evet. Duymuyor musun bağırışlarını ve çağırışlarını? Sadece Mevlana bir köşede sakin sakin oturuyor. Ama diğerleri birbirlerini yiyecekler gibi baksana?"
_"Hadi oradan. Ben kendime diyordum felsefe tartışmaktan halüsinasyonlar görüyorum diye, ama bakıyorum da sende halüsinasyonlar görüyorsun."dedim.
_"Sen şimdi görürsün halüsinasyon görmeyi."diyor dostum. Ayağa kaldırıyor beni ve salona doğru sürüklüyor.
-"Al sana halüsinasyon."diyor.
_"Anaaaaa...Kim bunlar ya?"diyeceğim ama aklıma "Sen kimsin ya?" cevabını verecekleri geliyor, vazgeçiyorum.
_"Şu kanepede oturan pos bıyıklı kim?"diyorum sessizce dostumun kulağına eğilip,
_"Ha o mu?"diye soruyor.
_"Evet o."diyorum.
_"O Nietzsche." diyor.
_"Peki yanında oturan şu sakallı kim?"diyorum.
_"O da Marks."diyor.
_"Hani şu komünist olan Marks'mı?"diye soruyorum.
_"Evet, bu o işte."diyor.
_"Aboooo..."diyorum dudaklarımı ısırarak.
_"Ne oldu?"diye soruyor dostum.
_"Ne oldu su var mı ya, bu kaşla göz arasında ikimizide komünist yapar şimdi."diyorum.
_"Haklısın valla."diyor.
_"Peki şu kim, sürekli sorular soran?"diye soruyorum.
_"O mu? Sokrates o."diyor.
_"Şu hep sessiz duran kim peki? Kucağında aslanla ceylan olan."diyorum.
_"Tanımadınmı?"diye soruyor.
_"Yoo."diyorum.
_"O da Mevlana."diyor.
_"Oh oh ne güzel, kısmet ayağımıza geldi desene?"diyorum sırıtarak.
_"Ne kısmeti ya?"diyor dostum kızarak.
_"Ne kısmeti olacak dostum, senin yada benim evlenmem değil herhalde? Filozof kısmeti."diyorum.
_"Evet ya, kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi Nietzsche'yi, Marks'ı, Sokrates'i ve Mevlana'yı bir arada göreceğim. Ölsemde gam yemem artık."diyor.
_"Bence heveslenme o kadar."diyorum.
_"Neden ki?"diye soruyor.
_"Baksana nasıl hararetli hararetli tartışıyorlar. Kavga çıkmazsa iyi valla?"diyorum.
_"Kavga nedir arkadaşım?"diye soruyor Sokrates.
_"Kavga dediğiniz şey insanların birbirlerine düşman olmalarıdır. Halbuki dostluk kadar güzel birşey varmıdır şu yeryüzünde?"diyor Mevlana huşuyla.
_"Kavga sadece düşmanlık olduğu için bir hiçtir anlıyormusunuz, bir hiç."diyor Nietzsche.
Marks artık dayanamayıp, bas bas bağırmaya başlıyor. Boynundaki damarlar şişmiş, neredeyse patlayacaklar sanki?
_"Evet kavga. Kavga olmadan devrim olmaz. Tek kurtuluş yolu dişe diş, başa baş kavga ederek devrimi gerçekleştirmektir."diyor.
Dostum bana dönerek;
_"Haklısın galiba kesin kavga çıkacak."dedi.
Marks ayağa fırladığı gibi avaz avaz haykırmaya başladı;
"...Uyan artık uykudan uyan,
Uyan esirler dünyası,
Zulme karşı hıncımız volkan,
Bu ölüm-dirim kavgası...

Yıkalım bu köhne düzeni,
Biz başka alem isteriz,
Bizi hiçe sayanlar bilsin,
Bundan sonra herşey biziz...

Bu kavga en sonuncu kavgamızdır artık...
Enternasyonal'le kurtulur insanlık..."
_"Ne enternasyonali kardeşim? Enternasyonal nedir?"diye soruyor Sokrates.
_"Enternasyonal sadece boş bir hayaldir kardeşim. Yani koskocaman bir hiçtir, bir hiç."diyor Nietzsche."
Mevlana ise gayet sakin;
_"İster enternasyonalist ol, ister olma. Gel, ne olursan ol yine gel."diyor.
Marks Nietzsche'ye öyle bir bakış bakıyor ki, biz;
"Amaninnn...Tamam artık iş buraya kadar, Marks Nietzsche'yi bir iyice dövecek."der demez, Marks hışımla Nietzsche'nin bıyıklarını çekmeye başlıyor. Nietzsche'nin eli armut toplamadığı için o da Marks'ın sakalını çekmeye başlıyor. Birbirlerine giriyorlar, neredeyse boğazlayacaklar birbirlerini.
Sokrates ne soracağını unuttu anlaşılan öylece bakıyor Marks'la Nietzsche'ye. Ben;
_"Aaaa, hayret Sokrates soru sormayı unuttu? Hey Sokrates abi iyimisin, ne oldu sana ya?"diye soruyorum.
_"Haa?...Nee?...Ne oluyor?...Burası neresi?...Ben kimim?...Siz kimsiniz?..."diye makinalı tüfek misali Sokrates soruları peşpeşe sıralıyor. Hocam bana dönüp;
_"Beğendinmi yaptığını? Al sana soru, sorular, sorgulamalar. Sana ne Sokrates'ten hocam ya, elleme unutsun? Hayret birşeysin haa?"diyor.
_"Laf aramızda kendini bayağı geliştirmişsin dostum sende. Seninde Sokrates'ten aşağı kalır yanın yok ha sorular sormada?"diyorum.
Marks bir yandan Nietzsche'nin bıyıklarını çekiyor, bir yandan da bağırıyor;
_"Taş yok mu taş?"
_"Ne taşı kardeşim? Taş dediğin nedir ki?"diye soruyor Sokrates.
_"Sert ol! Bu dünya seni taşa döndürmeden sen taş ol, taş kesil!" diyor Nietzsche.
Marks hiddetle;
_"Görürsün şimdi sen sert olmayı, taş olmayı, taş kesilmeyi?" diyor Nietzsche'ye.
Mevlana elini koynuna sokup taş çıkarmasın mı? Taşı Marks'a veriyor.
Bizim ağzımız açık ayran budalası gibi bakıyoruz öyle. Allahtan dostum kendini çabucak toparlayıp;
_"Anaaaaaa...Mevlana'ya bak ya? Koynunda taş saklıyormuş. Vay hain vay. Bizde aklı başında bir filozof sanıyorduk seni."
Mevlana dut yemiş bülbüle dönmüş sanki. Hiçbirşey demiyor niyeyse?
Marks taşı kafasına vuruveriyor Nietzsche'nin. Taş yarılıyor baştan başa.
_"Aha kafası yarıldı."diyor Marks.
_"Aboooooooooo...."diyoruz biz sadece. Ayırmaya çalışıyoruz Marks'ı Nietzsche'den. Ama ne mümkün? Mübarek Kongolu kene sanki? Bırakmıyor ki Nietzsche'yi ayıralım.
Bir baktık yerlerde gül yaprakları var;
"_Haydaaaaa..."
Meğer Mevlana'nın Marks'a verdikleri taşlar değil güllermiş. Bizim kan sandığımızda Nietzsche'nin yarılan kafasından akan kanlar değil, gül suyuymuş.
Ama Marks hala bağırıyor;
_" Heyy filozoflar şimdiye kadar dünyayı yorumladığınız yeter. Esas mesele onu değiştirmektir...Sizler hepiniz reformist olduğunuz için sadece car car konuşup duruyorsunuz. Haydi kalkın ayağa, kalkın...Silkelenin, kendinize gelin."...
_"Allah Allah kim silkeliyor beni ya?"diyorum kendi kendime. Gözlerimi oğuştararak açıyorum, hanım karşımda;
_"İşe geç kalıyorsun kalksana be adam."diyor.
_"Ne işi ya, iş dediğin nedir ki hem?"diyorum Sokratesvari.
_"Şimdi gösteririm ben sana işi. De hadi kalk yallah işe. Git çalış bize ekmek getir"diyor.
_"Ekmek getirmek Allah indinde en büyük sevaptır"diyorum Mevlanavari.
_"Ne sevabı körolmayasıca? Kalksana ya, bak oklava geliyor ha?"diyor eşim.
_"Oklava dediğin sadece bir hamur açma aracıdır, onun dışında bir hiçtir anlıyormusun bir hiç."diyorum Nietzschevari.
_"Demek öyle, al sana o zaman."diyor eşim. Tam oklavayı kaldırdı vuracak;
_"Dur Xshantippe"diyorum.
-"O kim lan?"diye soruyor.
_"Sokrates'in karısı" diyorum.
_"Peki o kim?"diyor.
_"Ah ah, ne vardı sende birazcık olsun felsefe bilseydin ya?"diyorum.
_"Ne felsefesi ya? Sen bildinde başın göğe erdi sanki? Hele bildiğinden belli? Yine çaycısın yine. Okuya okuya başımıza çaycı felsefecimi olacaksın?"diyor.
_"Vay Xshantippe vay"diyorum.
_"Kim ulan bu kadın, çabuk söyle, yoksa alırım ayağımın altına haa!"diyor.
_"Sokrates'in karısı dedim ya? Şirretin, cadalozun teki."
_"Aaaaaa...Sen bana ne hakla şirret, cadaloz dersin?"diyor.
_"Hak dediğin yalnızca kavgayla alınır kardeşim. Hakkımızı alıp devrimi yapacağız."diyorum Marksvari.
Hanım artık iyice celallenip oklavayı belime indiriveriyor.
_"Uyyy anam belim..."deyip yataktan kalkarak işe doğru gidiyorum..."


Kayıp Karga | İletişim | rss takibi

Bohem Mekan 2007-2008 © Tüm Hakları Saklıdır
Programlama : Yaman Tasarım Ve Programlama
Tema dizayn   :