mavi saçlı kadın,
karpuz kabuklarını koklarken
harelerinden kimsesizlik akıyordu...
yüzünün yastıktan görünmeyen diğer yarısında
kuşku parçacıkları, konmamış bir yalnızlığa uçuyordu..
birleştirilmiş saatlerin ucunda,
alabildiğine sarhoş,
alabildiğine derin,
alabildiğine kendin olamamak kalıyordu...
mavi saçlı kadın,
yüzünün yarısı görünmeden,
saatleri yerine yerleştiriyodu...
bu geride kalan tüm zamanım.
al hepsini...
ve bir korkuluk gibi yerleştir tüm tarlanın ortasına...
kan dolu tarlanda şehir uyusa da
suretin gözü açık kalır her gecede...
gittiğim andan itibaren
mavi saçlı kadının elleri beni çağırıyordu...
özlemek mavi de başlayıp tarlalarda devam ediyor,
saatler yerleştikçe suret uyuyordu...
karpuz kabukları bu ıssız tarlada
hep mavi saçlı kadını işaret ediyordu..
bense korkuluk gibi onun tüm geçmişini
bekliyordum,
yarı uykulu, yarı uyanık,
ama hep onu düşleyerek...