Günü sessiz kıpırtılarla eşen ışık,
Çoğalıyor cam kırıklarında.
Birkaç fotoğraftı işte
Şimdi parçalayıp attığım...
Ne çok sen varmışsın.
Ne çok gülüşlerin.
İçim acır son kez dokunamazsam:
Koşamam, veremem ellerine "ben"i.
Zaman çoğalır, durur;
Ve bana birkaç kırık anlatı verir.
O anlatıların hatrına
Kırılmış keskinliğini unutarak
Uzansam öylece bedenine
Canım yanar mı?
Işığın kestiği camda;
Camdaki sensiz, camdaki ben;
Sokuluyoruz kıpırtısız.
Nasıl karanlık olmadan onu aramıyorsak
nasıl görmüyorsak... ..öyle...
Gün eşen delirticiliğiyle,
Bir özlemi oynatıyoruz şimdi parmaklarımızla;
Burnunda, Ağzında, Yarısından yırtılmış kulağında...
Oysa biliyorum;
İçi "boş ölücüklü" bedenimin altında,
Yarım kalan tüm senlere,
Bedenimin tüm ahenkli kokuları,
Sürünsün, Dokunsun, Koklasın, ..istiyorum.. ..hala...
Sen misin bu hareketsiz sen?
Yanı başımda,
Çiçek açmış gözlerime karşın,
Gözlerimin yerine,
Işığa;
Süründü, Dokundu, Kokladı.
Sen misin?
- Öpmedi-
Işığın ezgisine sığınmış
Erteliyorsun kalp vurgularını..
Oysa bilmiyorsun;
En yalnız
En doygun kendini düşünüşlerinde bile
vardır; oradadır aşk hallerinin fotoğrafları..
oranda....
Bekliyordur;
Sevmediğini düşündüğün
ezgili ertelenişler
her gizlendiğinde kalp vurgularında,
O, seni çağırıyordur.
Tanıyorum seni.
Son kez dokunuyorum yırtılmış fotoğraflara.
Biliyorum.
Sana bağımlı tüm özgürlükler.
Sana ışık.
Sana bağımlı teslimlenişim..
Şimdi gece.
Bir yalnız ışık.
Bir sensiz kimsizi ben..
Varız, buradayız, bekliyoruz..
Ne çok sensiz ben.
Ne çok somurtmuş yüzüm...