Bir adın olsaydı diyorum adın
üşümüşlüğümün sahibi
karaborsaya düşmüş yalanlarını
bu kadar ucuza satmazdım o zaman
şehri kesen siren sesleri bozuk düşlerini taşımazdı sedyelerde
sevmeyişlerini bağışlardım, gözlerinsiz…
ki gözlerin geceye düşmüştü
yıldız eşliğinde arayıp bulamadığımız
ertesi gün ve ondan da sonraki gün
hiçbir gün
hiçbir kayıp ilanında geçmedi
gözlerin
gözlerime uğramadı hiç
her gece uzun yolculuklara çıktım
ve aslında hiç gidemeyişimin biletini kestiğimi
her sabah ağrıyan çenemden anlıyorum…
hep uyumadan az öncesi koynuma gelen melek kadar
ben de sana ipotekliyim…
(… koleksiyonumun tek taşıyla sek sek oynarken yirmi ikinci çizgide oyun başladı, tuhaf; sek sek aslında tek ayakla oynanmazmış. Nüksettiğim aynalarda sana ilk çarptığımda anladım …)
Abidin mutsuzluğun resmini çizse diyorum bu defa
En çok hangimizi
kurşun-kalemle…
namludan çıkmış kovanları
ve sivrilmiş tırnakları
hangimizin içinden geçip duvarla sevişirdi.
Duvar hazır mıydı kurşuni sevgilisini içine almaya…
Yeterince açmış mıydı bacaklarını
Karanlık mıydı? -ki karanlık olmalıydı!
İnlerken düşte miydi? Gerçekte mi?
Hangisi daha çok acıtırdı?
Tanrım… Pazarlık yapılamaz mı seninle?
Öz. 08.05.08