Sesi rüzgara karışmış, dilin de bir hüznün nakaratı.
Bir hazan mevsimi, çıplak ağaçların arasında bir bankta, yağmur bekliyordu rüzgara karşı. Kırmızıya çalan şapkası, saçlarının yüzüne tokat gibi çarpmasını engellemiyordu, elleriyle yüzünü kapatmıştı kadın ve ayaklarını hissetmiyordu artık. Gözlerini hafif aralayıp yola baktı, yorgundu, tekrar kapattı sonra yüzünü.
Boynunda üç keskin harf yarası,yalnızlığını yumruklayarak�
Yıllar, ağır ağıt tadında geçerken, boşa giden bir ömür kaldı şimdi yüzünü kapattığı ellerinde, ömrünü verdikleri ömrünü almıştı doğal olarak, zaten kendi eliyle vermişti. Şimdi hesap sormanın anlamı yoktu, sustu, ipotekli rüyaların da anlamı yoktu. Gerçek olan her ne ise yumrukladığı duvarlardan, kanayan ellerinden daha gerçek değildi. Bir öksürükle yıkılan çürük duvarları da oldu ömrünün, deniz suyundan harç yapıp yamaladığı, iyot kokusunu sindirdiği. Şu rüzgarda biraz bu kokuyu anımsadı, deniz kenarına yakın olabilirdi ayakları olsaydı eğer. Azaldı gitgide, yarılandı, bölündü, bir yanı denizde nefes buldu, duruldu. Bir yanını maziden getirmeye gitti, bir yanı yağmuru bekledi.
Soğuktu, boynunda ki yara sızlıyordu şimdi, yavaş yavaş tükeniyordu kadın. Önce ayakları yok olmuştu, önündeki uzun ince yolu gidemeyecekti artık. Geldiği yollarda gri bir iz bırakmıştı.
Bir vazgeçişi anımsadı, sessizlikle ilk tanışmasıydı. Kandırılmanın bıraktığı iz hiç gri değildi.
Her gece, geçen günle, gelecek günün hesabını yaparak tükenirken, yüzüne yapıştıramadığı maskesiyle yüzleşiyordu geceyi heba ederek. Elleri şakaklarından hesap sorarcasına sıkıştırıyordu başını, çaresizdi. Boşluğa bakar gibi bakıyordu, hüznün boşluğu ağır geliyordu, dolduralamaz bir boşluğun, hafifletilemeyen ağırlığı.
Görünmez kelepçelerle nikahladığı dünü ve yarınları vardı. Dün yaşamıştı, yarın yaşayacaktı, şimdisi boşluktu. Gri bir gökyüzünde, yağamayan bulut gibi, içini doldurup bir rüzgarla dağılıyordu.
Kurduğu mavi hayallere ters düştü önce, kızıla boyalı yarınlarla anlaşamadı, Gri de kalmak yetmedi ama ötesine de geçemedi, siyahına ne kadar beyaz katsa sadece Gri oldu.
Yeni bir tablo almalıyım elime, boş olsun, karalanmamış, çizilmemiş, beyaz gibi (boş ve beyaz). Başka renkleri de mümkün kılmalıyım, önce boya gerek, paletler, fırçalar, adamlar kadınlar yok onlar olmasın... Sadece renkler olsun... Uçurtmalar ve alabildiğine boş ve yeşil kırlarda koşan bir ben çizsem. Sonra uçurtmaya binip yükselsem, yukardan baksam koca boşluğa, küçülür mü acaba o zaman? Zamansız olsam yine...Ben yağdırsam yağacak olanı ve dağıtsam sonra gri bulutları, üflesem...
Kanımı kurutup ellerimden, kapatsam kurtlanmış yaraları, üfleyerek...Arınsam...
Öz.