ŞiirÖyküDenemeÖzgür MetinKitapMüzikBilge
Arama

Okur- sanız & Yazar- sanız | Bohem Mekan; Öykü - Çocuklar Gibi...

Çocuklar Gibi 5

´´...bende hiç tükenmez bir hayat vardı, kırlara yayılan ilkbahar gibi, kalbim hiç durmadan hızla çarpardı, göğsümün içinde ateş var gibi, başını göğsüme sakla sevgilim, güzel saçlarında dolaşsın elim, bir gün ağlayalım bir gün gülelim, sevişen yaramaz çocuklar gibi, hissedince sana vurulduğumu, anladım ne kadar yorulduğumu, sakinleştiğimi, durulduğumu, denize dökülen bir pınar gibi, başını göğsüme sakla sevgilim, güzel saçlarında dolansın elim, bir gün ağlayalım, bir gün gülelim, sevişen yaramaz çocuklar gibi, söz'ün şiirlerin mükemmelidir, senden başkasını seven delidir, yüz'ün çiçeklerin en güzelidir, gözlerin bilinmez bir diyar gibi...´´


- Sabahattin Ali.

 

- ‘’ Kalkış saatine çok var henüz,ne bu telaşın böyle ? ‘’
- ‘’ Alemsin ya, sanki hiç bilmiyorsun benim temkinli hallerimi, her zaman aynı nakarat…’’
- ‘’ Sen mi söylüyorsun yoksa ben mi ? ‘’
- ‘’ Düet canım, önce sen söylüyorsun, ardından ben…’’

Ağız kenarlarına emanet edilmiş minik ve sevimli çukurlarınla birlikte;

- ‘’ Sırayı karıştırmış olmayalım sakın…’’
- ‘’ Yeşim (!)’’
- ‘’ Peki, peki… Mesajınız iadeli taahhütlü posta servisi tarafından, dokuz otuz itibariyle alınmıştır, teşekkürlerimizi sunar, yine bekleriz efendim…’’


. . .


Hep böyleydin işte… Parmaklarımın fısıldayarak üşüyen sıcaklığı arasında dönüp durmaktan, vurgun yemişe dönmüş fotoğraftaki, ıslanmış gülüşün gibi…

Aklının diğer yarısını, bir kavak ağacının erişilmesi ve görülmesi en zor dalına gizlice bırakmış bir çocuktun sen, gözleri çimen…

Dopdolu bir ağızla savurduğun sözlerin ve bir türlü söndürmeyi beceremediğin alev celallerin…

Dünyayı avucunun içinde sıkıca tuttuğunu ezbere bilirdin, okyanus kıyılarında yeşerttiğin yeşil değmişliklerini…

- ‘’ Görmüyorsun… ’’ derdim.

Teni pürüzsüz bir telaşta ve kurulmuş bir saatin kollarından boşaltırdın önüme içindekileri :

- ‘’ Köreltmişliklerimdendir… ’’

Ne eskidi ne de eksildi, delik ceplerinde sakladığın gözü kapalı düş(üş)lerin…

Oysa ki;

Haritamda girilmemiş ve gidilmemiş tüm yolların ayak izleri, adımlarına denkti…

Yaşamın gaip pazılında, payımıza düşen hangi parçaysa, ilk´i bana aitti belki de son´u da sana…Doğrusal olmayan bir düzlemin, ters yönleri arşınlayan birer kutbuyduk belki de, rastlantısız bir noktada birbirine sıkıca sarılan…



 
. . .


Nefret ve araf… Bu iki heceden uzanmış sesleri karıştıramazdım kuytularımın puslanmamış gölgelerine… Ki; nefret başlı başına bir araf´ın kollarına uzanandı neznimde…

- ‘’ Keşke nefret edebiliyor olsaydın… ’’
- ‘’ Neden..? ’’ derdim sanki hiç duyulmamış bir sualin cevabını arar gibi…
- ‘’ Eğer nefret etmeyi becerebiliyor olsaydın ki; kendisine neresinden bakarsak bakalım, hala yaşayandır… Belki de bu denli kırışıksızca ve eksiksizce yok sayamazdın sildiğin ve koca bir boşluğa savurduğun sayfalarını… Henüz aralanmamış bir mevsim daha iliştirebilirdin yanı başlarına… Ya da yeniden hatırlatılmış herhangi bir ‘’ merhaba ’’… Saatinin akrebi ve yelkovanı da sorumlu değil bundan… Bir kez bileğinde pervasızca durdurulmaya görsünler, hiçbir zembereğin kudreti geri saramıyor ellerinle kopardığın zam(an) bağlarını…’’

Benim toprağım, kaybetme korkularıyla delinmiş ve filizlenmiş sayısız tohumla doluydu, iki kere mesken tutmadan akıl sokaklarımı, düşemezdim dile ‘’ öylesine ’’…

Alışkanlıklarım vardı mesela, zincirlerini sarıp sarmalandığım…

‘’ Her şeye rağmen ’’ ayak bastıramazdım şehr-i yüreğin solak şeritlerine…
Kapıları açacak sihirli kelimeler ‘’ eğer ’’ lerimden ve ‘’ çünkü ’’ lerimden geçerdi, önceliklerim vardı benim, esas aldıklarım, önemsediklerim…
Berisindeki nefeslere ise usulca bıraktığım, kat edil(e)mez deryalarım, mesafelerim…
Tarihi ertelenmiş sevgiler biriktirirdim ben, lekesi zor çıkan ve tükenirken sararan sevgiler…



. . .


- ‘’ Efendim (! ?) ’’
- ‘’ Kızım ne çabuk uyudun…? ’’
- ‘’…’’
- ‘’ Ve hala uyumaya devam ediyorsun galiba…’’
- ‘’ Efendim dedim ya Yeşim…’’
- ‘’ Sanki telefonunun ekranına baktın da dedin, benim aradığımdan haberin varmış gibi… Rutin bir açılış efektiydi o, benimle bir ilgisi yok…’’
- ‘’ Ya sabır ya selamet Allahım…’’
- ‘’ Hemen hiddete meğil vermeyiniz lütfen(!), zira az sonra sevgili arkadaşımı neden değerli uykusundan mahrum bırakmak zorunda kaldığımı arz edeceğim, hatta daha da ileriye gidiyorum ve ben aşık oldum diyorum…’’
- ‘’ Ne…? ‘’
- ‘’ Hoperlör falan var mı yakınlarında, daha etkili olur(du) diye düşünüyorum… Hayret bir şey ya, odamı az önce bir uzaylı ziyaret etti demedim dikkatini çekerim, aşık oldum dedim sadece…’’
- ‘’ O yüzden ‘’ne’’ demeliydim zaten…’’
- ‘’ Zevzeklik yapma Yağmur (!)’’
- ‘’ O kısmı şu an’a kadar hallettin sanıyordum ben…’’
- ‘’ Kızmaya başlıyorum ama…’’
- ‘’ Başlamak adına tercihini,´ben aşık oldum´dan sonrasına kullansan diyorum... Bu arada sormadan da edemiyorum,´Tutkun´ ismi neleri çağırıştırıyor senin için, soruyorum çünkü hafıza kaybına uğramış olduğundan şüphelenmek üzereyim…‘’
- ‘’ Bir daha söylesene Yağmur…?’’
- ‘’ Neyi canım…?’’
- ‘’ Tutkun´u…’’
- ‘’ Peki o halde, bir soru daha,´niye canım´…?’’
- ‘’ Dalga geçme Yağmur ya, ciddi bir şeyler anlatmaya çalışıyorum şurada…’’
- ‘’ İnan ki ben de burada; fakat gerçekten anlayamadım niye tekrarlayacağımı…’’
- ‘’ Hani sen diksiyon-fonetik midir nedir, o´nu biliyorsun ya…’’
- ‘’ Evet…’’
- ‘’ Bu yüzden; özellikle sen ‘Tutkun’ diyince, bir kez daha duymak istiyor insan…’’
- ‘’ Alemsin Yeşim demiştim değil mi ben sana...?’’
- ‘’ Lütfeeen, ne olur sanki bir kez daha söylesen…?’’
- ‘’ Adımızı deliye çıkarabiliriz mesela…’’
- ‘’ Sulu şey, ne olacak (!)’’
- ‘’ Hem ayrıca; aklıma gittikçe sarpa sardırıyorsun… Madem ‘Tutkun’un ismi bile en az bir kez daha ardıllanmak istiyor kulaklarında, o halde bu yeni aşk mevzusu da neyin nesi…?’’
- ‘’ Bir saniye canım, sakin ol anlatacağım ya da düzelteceğim… Yeniden aşık olduğum adam zaten Tutkun’dan başkası değil… Gün´ün mahmur öykünmelerine ramak kalmışken ufukta, söz´e bir kez daha sürmek istedim aşk´ı sadece... Aklıma geldi de; bilmem hatırlar mısın, bir zamanlar şöyle demiştin:

´aşk için yürüyebileceğim bir yol lazım bana… Ama iki kişilik, ama tek kişilik… Sayısal mevcudiyeti de önemli değil; eş değer olduğu katmanlarının ardında… Fakat bir yol… Tutunacak bir dal gibi belki de… Üzerine asılacak bir nedensizliğin nedeni gibi… Fısıltısının ilk es´inde inanılabilecek bir dua gibi, tenimin o toprağa değmesini bu yüzden istiyorum… Parmak uçlarımda dahi olsa bile´…’’

Hatırlamakla aynı yüzeye iliştiremiyordum, daha fazlasıyla varolmuş gibiydi… Bıraktığım birkaç iz´i aramadan bulmuştum sanki; tek bir kıpırtıda yığılıvermişti omuzlarımın köşegenlerine… Birbirine benzer tempolarla devam etmekteydin, habersiz…

- ‘’…İşte en çokta böylesi ürkütüyor beni Yağmur… Yani; adımlarımı adeta milimi milimine hesaplayarak yaklaşmak o´na… Bir,iki… Ardından üç ve beş… Ne fark eder ya da neyi değiştirir ki; ben böylesi çekimsiz ve tensiz dokunabiliyorken o´na… Ulaşabiliyorken; şehrinin yoksulluğundan da…Artabiliyorsam her soluğumla, kavuşturabilyorsam yüreğimin her bir bakışını, adıyla… Darmadağın olabiliyorsam Tanrısallığıyla… Yalınayak ya da koşarayak pabuçlarımla… Ya serpiştirilmiş bir yol´un ya da isimsiz bir uçurumun ayrımında…’’

Dedim ya; gözlerinin kadife perdeleri vardı senin… Yarınsızlığın tarifsiz çıkagelen tebessüm sınırlarında…

Belki de; bu yüzden hangi düş´e dokunsam dağılıyordu saçlarımın dalgalarına, sonra herhangi bir sağanak zam(an)ında...


. . .

onaltınisanikibinyedi.

Yorumlar

sabahattin ali ile girip öz bir kaç tarifin ardından diyaloglarla beslenmiş nitelikli bir öykü okudum ben. iki tane önerim olacak naçizane; kişiler ve içinde bulunulan durumla ilgili bir miktar daha tasvir ve açıklama yapılabilirdi; kişilerin ve durumun yerli yerine tam oturması adına.. ancak bu öneri öykünün değerinden bir şeyler kaybettiği şeklinde yorumlanmamalı. yalnızca biraz daha bütünlük ve daha doyurucu olması adına yaptığım bir öneri bu. bir de konuşma çizgilerinde ne kimin cümlesi, kimi yerlerde anlaşılmıyor. -/+ kullanmanı öneririm görüntü ve okuma kolaylığı adına...
aylak adam - 22.03.2008-11:39:27

Esasında yarım bıraktığım öykülerimden biridir kendisi, hatta cümlelerin tasını tarağını toplarken ‘’bir antrakt tadıyla demlendikten sonra devam edecek…’’ notunu düşürmüşüm.
Anlamın -mişli geçen zamanından anlıyorum ki : ) düşürdüğüm not hala kayıp...

Diyalogların ölçüsünü betimlemelerden fazla kaçırdığıma ben de katılıyorum. Fakat, başta da belirttiğim gibi, devam niteliğinde henüz çözümlenmemiş bir olay örgüsüne sahip olduğundan, yazabilmiş olduğum metnin kendisine biraz da girizgah dürbününden bakabiliriz.

Konuşma çizgilerine gelirsek, diyalog dahilinde, olayın kahramanlarına düşen pay birer cümleden ibaret olduğu için, daha farklı yöntemlerle belirtmenin altını çizmeye gerek duymadım.

Kelimelerime ayırmış olduğunuz zaman ve dahası için teşekkürü bir borç bilirim.

Sevgilerimle.
*PeNeLoPe* - 24.03.2008-20:53:08

Kayıp Karga | İletişim | rss takibi

Bohem Mekan 2007-2008 © Tüm Hakları Saklıdır
Programlama : Yaman Tasarım Ve Programlama
Tema dizayn   : Bohem yazar