Mavi alacalığında,
Şafak karanlığın;
Ey yüzünü bilmez,
Kalbini görmez,
Damar damar yol alan kahrolmaz,
Yolunda da kendini bilmeyen aymaz!
Aç gözünü,
Dinle kalbini.
Eğer başınıza gelmedi-deneyimlemediyseniz, eğer yakınınızdan duymadınız-hissetmedinizse, civarınızdan gözlemlemediniz-fark etmedinizse; sadece susun. Susun ve dinleyin:
İhsan edilen izafiyetle donanmış bir ömür. Damarları kanla bezenilmiş, vücudu etle kaplatılmış, bedeni ruhla örülmüş. Uzun bir yol ve içinde her şey; ve uzun bir yol içinde olan her şeyin kendisi insan olan bir birey. Ama birey olduğunu bilmiyor son tahlilde!
Bir hayat, mutlak ve muğlak; ve muğlaklığında anaç merak; meraktan doğan bir hayat ve onu bekleyen bir keşif. Keşife ihsan olan bir insan. Ama bahşedilmişliği bilmiyor son tahlilde! Elinin tersiyle itiyor insan olan sadeliğinde…
Ona ihsan edilen aşk, adem-havva deminde. koparmak ister cennetten evrilme elmayı işkille; aşk güzel ancak insana uyan tarafı sakil. armağanı bilmiyor son tahlilide! Bunca ermişe, Zerdüşte hayat veren hüsrevane hissiyat devşiriliveriyor eril eril !
Ve bir kayıp, başında ve ucunda kem ağıt!
Hakk’tan gelen
Ve sana giden,
sen de kalan,
Senasında gizemi,
özünde bilinmemesi…